Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Şân-ı Rasûl Özcan YILDIRIM

2018-03-16

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (1) وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (2) الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ (3) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (4) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (5) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (6) فَإِذَا فَرَ غْتَ فَانْصَبْ (7) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ (8)

1. Biz göğsünü genişletmedik mi?

2. (Nübüvvet öncesi hatalarını veya nübüvvetin ağır) yükünü üzerinden indirmedik mi?

3. Ki o yük senin belini bükmüştü.

4. Senin şanını yüceltmedik mi?

5. Hiç şüphesiz ki, zorlukla beraber kolaylık vardır.

6. (Evet) zorlukla beraber kolaylık vardır.

7. (Öyleyse) boş kaldığında hemen (ibadet ve taate koyul ve) yorul.

8. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

Şerh suresine dair mülahazalarımıza bu ay kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaallah.

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

"Senin şanını yüceltmedik mi?"

Ayetteki şanı yüceltmek ile ilgili üç farklı yaklaşım olduğunu görürüz:

1. Senin şanını nübüvvet ile yücelttik.

2. Dünyada şanını yücelttiğimiz gibi ahirette de şanını yücelttik.

3. Buradaki şanının yüceltilmesinden kasıt şudur: "Ben anıldığım/zikredildiğim zaman sen de benimle beraber anılır/zikredilirsin."

Hususen bu üçüncü kavilin/görüşün rivayetlerle çok daha fazla desteklendiğini eserlerde görmekteyiz.

Ebu Said El-Hudri'den radıyallahu anh rivayetle Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Bana Cibril geldi ve dedi ki: 'Allah'ın senin şanını nasıl yücelttiğini biliyor musun?' Ben: 'Allah en doğrusunu bilir.' dedim. O da dedi ki: 'Ben zikredildiğimde sen de benimle beraber zikredilirsin.' " 1

İbni Abbas bu ayet hakkında şöyle demiştir: 'Yani ben zikredildiğimde sen de benimle birlikte zikredilirsin.'

Allah Rasûlü'ne verilen nimetlerin arasından bu surede üçüncü olarak zikredilen, zikrinin/adının/şanının yüceltilmesi konusu tefekküre şayandır. İslam'ın en temel esaslarından tutun da ölüm, hatta kabirde dahil isminin geçmediği yer neredeyse yoktur.

İslam'ın girişi olan şehadet kelimesi iki rükünden oluşur ve iki rükünden birinde de Allah Rasûlü'nün şanı yüceltilir. Onsuz bir İslam kimseden kabul edilmeyecek ve onun şanını hakkıyla yüceltmeyen kimseler Allah'ın tevhid edilmesini yerine getirseler dahi onlardan kabul edilmeyecektir.

Sabah olduğunda Allah'ı zikrettiğimiz nadide zikirlerin arasında "Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, nebi olarak Muhammed'den  razı oldum.",2 "Allah'ım! Nebimiz Muhammed'e salât ve selâm eyle." 3 deriz. Akşamladığımızda yine salât getirerek Rasûl'ün şanını yüceltiriz.

Yüce Rabbin huzurunda durulması için her gün beş defa minarelerden yankılanan ve ruhumuzu titretip dinginleştiren ezanlarda kulaklarımıza dolan yine onun zikri/şanıdır. Namazın başında, içinde, sonunda, diğer tüm ibadetlerde Allah'ın zikredildiği bir çok yerde onu da zikreder ve şanını yüceltmiş oluruz.

Kelime-i Tevhid'de dahi 'Muhammedun Rasûlullah' denilir. Ezanda, teşehhütlerde ve her yerde Allah anıldığında mutlaka O'nunla beraber Rasûlü'nün de ismi anılmaktadır. Hatta hutbenin olmazsa olmazlarından bir tanesi de şehadet getirilmesidir.

"İçerisinde şehadet kelimesi olmayan hutbe, kopuk bir el gibidir." 4

Allah subhanehu ve teâlâ şu varlık aleminin tümünde onun şanını yüceltiyor. Diller her Allah'ı zikrederken onun adı da Allah ile anılıyor, tevhid kelimesinin bir rüknü kılınıyor… Onun şanı Levh-i Mahfuz'da yüceltildiği gibi, kendisini İslam'a nispet eden diller de onun şanını zikreder. Bu varlık aleminde hiç kimse de bu makama ulaşmamıştır.

Bir nasihat ve mevize dinleriz hatib/hoca/âlim asgari olarak "Bismillah, Elhamdulillah vessalâtu vesselamu alâ Rasûlillah" der ve sonra söylemek istediklerini söyler.

Allah subhanehu ve teâlâ onun şanını öyle yüceltmiş ki, bugün hiçbir beşer kendi kutsal saydığı değerleri bu denli yüceltememiştir.

Anamız babamız ona feda olsun!

Bir Şeref Vesilesi: Kur'an

Allah'ın, Rasûlü'nün şanını ne ile yücelttiğini düşünürsek buradan alacağımız sonuç, hiç kuşkusuz 'Kur'an' olacaktır. Allah subhanehu ve teâlâ Zuhruf Suresi'nde buna şöyle dikkat çekiyor:

"Sana vahyedilene sıkı sıkıya tutun. Gerçekten sen dosdoğru bir yol üzeresin. Doğrusu o (Kur'an), sana ve kavmine bir zikir (hatırlatma, şereftir). (Ondan) sorulacaksınız." 5

Bu ayetler, bize şeref ve izzetin yolunu açıkça göstermektedir. İnsanlığın kurtuluşu, üstünlüğü ve saadeti ancak Kur'an'ın çizdiği yola uyması ile mümkündür. Ölü kalpler onunla hayat bulur, müstakim yollar onunla belirlenir, toplumlar onunla dirilir ve dünya şer ve fitneden ancak onunla kurtulur.

"Allah şu Kur'an'la bazı toplumları yükseltir; bazılarını da alçaltır." 6

Kur'an, insanlığa rehber olan, yollarını aydınlatan ve sahibine basiretler veren bir kitaptır.

"Şüphesiz ki size, Allah'tan bir nur ve apaçık/açıklayıcı bir kitap geldi. Allah onunla (Kitap ve Rasûlle), rızasına uyanları yolun en doğru olanına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola hidayet eder." 7

"Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim." 8

Kur'an'ın sayılan bu bir kısım özelliği sadece kendisine hakkıyla yönelen kişiler için geçerli olur. Kur'an'da hidayet değil, kendi tezini, fikrini, varsayımlarının desteğini arayan kimselere Kur'an asla yol göstermeyecek, onların şerefini de Allah katında yüceltmeyecektir.

Kur'an ile şereflenmeyi Allah'tan isteyen kimse, bu kitabı tozlu raflarına değil yüreklerine yerleştirmeli, üzerinde uzun uzun tefekkür edip bu kitaptan rotasını çizen bir şeyler bulmaya çalışmalıdır. Çünkü Allah, Rasûlü'nün şanını yüceltirken "Doğrusu O (Kur'an), sana ve kavmine bir zikir (hatırlatma, şereftir)." diyerek kitaba tutunan kimselerin de şerefini, kadr-i kıymetini yüceltmiştir.

Kitaba verdiğimiz değer nispetince değer bulacağımızı, kitabın tüm sıfatlarının tezahürünün bizim ona karşı muamelemizden geçtiğini asla unutmamız gerekir!

Biz bu kitabı mehcur/terk edilmiş bırakmadığımız oranda kitapla şanı yüceltilen Rasûl de bizden kıyamet günü şikayetçi olmayacaktır. Ama aksi bir durumda yer yer aklımıza estikçe salavat getirdiğimiz o Rasûl "Rabbim kavmim bu Kur'an'ı mehcur bıraktı/terk etti." diye Allah'a şikayet edeceği zümrenin içerisinde yerimizi alacağız.

* * *

Allah subhanehu ve teâlâ Rasûlü'nün şanını yüceltirken kendi zatına olan itaatin olduğu her yerde mutlaka Rasûle itaati de zikretmiştir.

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasûle itaat edin. Sizden olan (müslim/teslim olan) yöneticilere de (itaat edin)." 9

"Kim Rasûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur" 10

"Kim Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." 11

"Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin ki merhamet olunasınız." 12

"Allah'a itaat edin! Rasûl'e itaat edin ve (muhalefet etmekten) sakının." 13

"Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin. Çekişip tartışmayın." 14

"Ey iman edenler! Allah'a ve Rasûlü'ne itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın." 15

Bu ve Kur'an'da pek çok yerde Rasûl'e itaate ve ittibaya yönelten ayetler, Rasûl'ün şanını yücelttiği gibi ona karşı vazifemizi de belirler. Bunlar bir yana aşağıda bahse konu iki ayet üzerinde durmak yerinde olacaktır:

"Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasûle itaat edin. Sizden olan (müslim/teslim olan) yöneticilere de (itaat edin). Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, şayet Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız (o meseleyi çözmek için) Allah'a ve Rasûlü'ne götürün. Bu, daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." 16

"Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip, verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan ve tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar." 17

'Bu iki ayet de indirgemeci yaklaşımı yerle bir eden ayetlerdir. Allah subhanehu ve teâlâ ihtilaf ve çekişme durumunda insanları kendi yüce zatıyla beraber Peygamber'ine yönlendiriyor. Bu yönlendirmenin varlığını imani bir mesele hâline getirip, yeminle pekiştirerek noktalıyor. Anlıyoruz ki dini anlamada Peygamber'in rolü çok önemlidir. Ona müracaat insanların keyfine bırakılmamış, içtihadi bir mesele olarak orta yere konmamıştır. Dini anlamada Allah Rasûlü'ne sallallahu aleyhi ve sellem müracaat, imanla alakalı bir durumdur.' 18

Bugün kendisini İslam ümmetine nispet eden şenî bir topluluğun modernizm adına Rasûl'ü dinin her safhasından silmeye, Rasûl'süz, sünnetsiz modernizme göz kırpan bir yaşam modeli ortaya koymak için yoğun bir çaba sarfettiğine şahit olmaktayız. Allah'ın kitabına yönelik sloganik yaklaşımlarını ve sürekli bunu argüman olarak kullandıklarını, akıllarına(!) uymayan hadisleri/beyanları/hikmetleri de akılsızlıkla suçladıklarını maalesef daha gür bir şekilde duyabilmekteyiz.

Rasûl'e ittibayı devreden çıkarmak adına kendi beyinlerine(!) sığmayan o muazzam hadisleri vesile kıldılar. Son zamanlarda hem sosyal medyada hem de görsel basında kendi kimliklerine yaraşırcasına alayvari şekilde Rasûlün pak hadislerini necis ağızlarına dolayıp, "Kur'an müslümanlığı"(!) projesine katkıda bulunmak adına yarış içerisine girdiler. Arapça'nın zerre-i miskalini bilmeyenler, batıya şirin gözükebilmek adına kırk takla atanlar, hatta hadis ehli olmayı 'paralel din' hatta 'FETÖ'ye bağlayanlar… Her ne hikmetse, ülkenin cumhurbaşkanı hadislere ve Rasûlullah'a saldıranlara aba altından sopa gösterince bunların vaveylâlarının volümü bir tık aşağı inmiş, bu da onların müthiş samimiyetini(!) göstermiş oldu.19

Bu necis taife ve türevlerinin cüretlerinden dolayı hususen bu dönemde tevhid ve sünnete davetin zorunlu olduğu zihinlerimizde canlı durmalı ve buna daha fazla gayret göstermeliyiz.

Allah subhanehu ve teâlâ bizleri şanını yücelttiği Rasûl'e ittiba ile şereflenen kullarından kılsın. Ona ittibayı itibarsızlaştıran kimselerin şerrinden uzak tutsun.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile…

 

 

1 . İbni Hibban; İbni Cerir; İbni Kesir.

2 . "Bunu sabah ve akşam üç kere söyleyeni razı etmesi, kıyamet günü Allah üzerine hak olur." (Ahmed)

3 . "Kim sabahladığı zaman on kere ve akşamladığı zaman on kere bana salât getirirse, kıyamet günü şefaatim ona ulaşır." (Taberani)

4 . Ebu Davud

5 . 43/Zuhruf, 43-44

6 . Müslim

7 . 5/Maide, 15-16

8 . 6/Enam, 104

9 . 4/Nisa, 59

10 . 4/Nisa, 80

11 . 33/Ahzab, 70-71

12 . 3/Al-i İmran, 132

13 . 5/Maide, 92

14 . 9/Enfal, 46

15 . 47/Muhammed, 33

16 . 4/Nisa, 59

17 . 4/Nisa, 65

18 . Furkan Basım Yayın, Ebu Hanzala Hoca, Tüm Rasûllerin Ortak Müjdesi, S. 23,

19 . Recep Tayyip Erdoğan, Ekim 2017'de Medeniyetler Şûrası'nda şunları ifade etmişti: 'Bugün aziz dinimizi terör örgütleri üzerinden öylesine bir yere konumlandırmaya çalışıyorlar ki böyle olmadığını anlatmaya çalışmaktan çoğu zaman hakikati ifade etmeye fırsat bulamıyoruz. Şu anda birçok insanlar çıktı, türedi. Bu türedi tipler sünneti ciddi manada tartışır hale geldiler. Bu tartışmaların özellikle ülkemizde yapılması, bizler için ciddi manada bir üzüntü sebebidir. Şunu açık, net söylemek zorundayım. Hoca olmak, ahkam kesmek yetkisini kimseye vermiyor ve dolayısıyla Sevgili Peygamberimizin sünnetini tartışma yetkisini de onlara vermiyor. Bu tartışmaları açmak, aslında bir neslin ifsadı anlamınadır. Ve bu nesli ifsat etme hakkını da kimse onlara vermemiştir. Kendileri de böyle bir tarzla siyasetin içerisine giremezler, girerlerse bedelini onlar da ağır öderler.'

Bu Sayfayı Paylaş :