Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Saatu'l Usra - 1 MAHİ

2017-04-20

 

Yeni bir güne başlamak ne kadar da güzeldi... Güneşin ışıltısı yeni yeni yayılıyordu. Medine'de en güzel saat aralıklarından biriydi bu vakit. Kuşluk vakti... Serin ve aydınlık...

Rafi sabah namazından sonra kapının önündeki sedire uzanmış bu serin vaktin tadını çıkarıyordu. Üzerine ince bir pike örtmüş oracıkta uyumuştu. Arada ılık ılık esen rüzgar saçlarını dağıtıyor, dağılan saçları yüzüne vurdukça gıdıklanıyordu. Bu durum uykusunu bozsa da içeri geçmeye çok üşeniyor, pikenin altına giriyordu. Bu sefer de sıcaktan bunalıyor hava almak için tekrar yüzünü açıyordu. Onun bu durumunu gören annesi sedirin ucuna oturdu ve başını okşayarak:

— Haydi kalk! Münadileri duymuyor musun? Herkesi mescide çağırıyor Rasûlullah, dedi.

Rafi münadi kelimesini duyar duymaz yerinden doğruldu.

— Ne oldu anne, ne var, ne diyor münadiler, bir şey mi olmuş?

— Ben de bilmiyorum. Ama önemli bir şey olduğu kesin.

— Hemen mescide gitmeliyim.

— Abdest al öyle çık istersen.

— İyi hatırlattın anneciğim. Hemen alıp çıkayım.

Rafi telaş içinde hazırlandı. Bir yandan abdest alıyor bir yandan da tarih defterini arıyordu.

— Anne... Anne... Defterimi bulamıyorum.

— Yatağının altında idi en son.

— Hah... Tamam buldum. Ben çıkıyorum selamun aleykum.

— Aleykum selam...

Haber alan her mümin akın akın mescide geliyordu. Münadiler bir tek şehirde değil bahçe ve tarlalarda çalışan insanları da haberdar ettiler anonstan. Herkes elindeki işi yarım bırakarak mescide koşuyordu. Neler oluyordu acaba?

Rafi mescidin önündeki kalabalığı görünce hepten heyecanlandı. Aralara sıkışarak içeri girmeye çalışıyordu. Nihayet girebilmişti. Rasûlullah'ın minberine yakın bir yere sokuldu ve sessizce beklemeye başladı. Herkes mescide doluşmuş kendi aralarında fısıltı ile konuşuyorlardı.

Canım Peygamberim evinden çıkarak mimbere doğru yürümeye başladı. Sesler kesilmişti. Belli ki önemli bir olayın haberini verecekti Nebi. Allah'a hamd ettikten sonra söze başladı:

Ey müminler! Hava sıcak, kuraklık ve kıtlıkla imtihanımız da devam etmekte. Allah düşmanı bazı kabileler Rumları galeyana getirerek bize karşı kışkırttılar. Onlar da kırk bin kişilik büyük bir ordu hazırlamışlar. Seferberlik ilan ediyorum ve herkesin savaş için hazırlık yapmasını emrediyorum. Nice az topluluklar çok toplulukları yenmiştir. Allah ne güzel vekildir.

Rasûlullah konuşmasını bitirip evine doğru yönelmişti. Onun konuşması mescitte şok etkisi yarattı. Herkes sanki dilini yutmuştu. Kırk bin kişilik bir orduya karşı hazırlık yapmak nasıl mümkün olacaktı? Rumlar gibi köklü bir geleneği olan devletin askerî donanması çok güçlüydü. Sayıca onlardan az olduğumuz gibi askerî teçhizat bakımından da güçsüzdük. Buna sıcaklık, kıtlık ve kuraklık da eklenince...

Rafi gözlerini sıkı sıkı yummuş 'hayır, hayır düşünmek bile istemiyorum' diye mırıldanıyordu.

Herkes bir kenara çekilmiş kendi aralarında konuşmaya başlamıştı. Derken Canım Peygamberim evinin kapısına çıktı yeniden. Ebu Bekir amcanın kulağına bir şeyler söyledi. O da başıyla tamam işareti yaparak meraklı gözlerle kendini izleyen topluluğa doğru yaklaştı ve:

— Ey müminler! Nebi bu zor zamanda hazırlanacak olan orduya canlarınızla destek vereceğiniz gibi mallarınızla da destek vermenizi istiyor. Zorluk ordusunu siz donatacaksınız. Allah'ın sizi rızıklandırdıklarından Allah yolunda infak edin, deyince bir anda herkes ayaklanarak mescitten acele ile çıkmaya başladı.

Rafi etrafına bakıyor, sahabilerin hızla mescidi terk etmelerine anlam veremiyordu. Bu bir kaçış mıydı? 'Kıtlık içinde iken canımızı ortaya koyduk, elimizde mal yok' mu demek istiyorlardı? Bunu nasıl yaparlardı?

Yanında bulunan bir adama yanaşarak:

— Amca herkes neden mescidi kaçarcasına terk ediyor, diye sordu.

— Neden olacak evladım! Bu gördüğün insanlar Canım Peygamberimin emrine icabet etmek için evlerine koşuyorlar. Biriktirdiklerini Allah yolunda infak etmek için yarışıyorlar. Rasûl'ün emrine ilk icabet eden ve orduya sadaka veren olmak için acele ediyorlar.

— İnanamıyorum. O zaman ben neden hâlâ burada duruyorum?

— Bilmem. Beni de sen alıkoydun haydi zaman, verme vakti. Acele edelim.

Rafi koşarak çıktı mescitten. Soluk soluğa eve geldi. Yol boyu Allah yolunda ne infak edeceğini düşünmüştü. Verecek bir şeyi olmadığı için çok üzülüyordu.

— Ne olabilir... Ne olabilir?

Bir anda elindeki tarih defterine baktı. Sayfaları tek tek çevirdi. Buldum diyerek dışarı fırladı.

 

Bu Sayfayı Paylaş :