Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Sana Dua Etmekle Asla Bedbaht Olmadım Rabbim Özcan YILDIRIM

2018-08-16

Ya Rabbi!

Sen ki beni yarattın. Bana sağımdan, solumdan, önümden, arkamdan, altımdan ve üstümden verdiğin nimetlerle kuşattın. Senin üzerinde olan nimetlerinin hakkını verecek bir şükre kâdir değilim…

Acizim, güçsüzüm, zayıfım… Çabam ise ancak bana verdiğin çabamdır. Bu zerre-i miskal çabamla sana şükrediyorum ve biliyorum ki dilim ve bedenimdeki şükür, senin bahşettiklerine, ihsanına ve fazlına asla eşit olamaz.

Ya Rabbi!

Senin bunca nimetine nankör olan, sana uluhiyetinde ve rububiyetinde sana ortak koşanlara rağmen sen benim perçemimden tuttun. Ve bana hak olanı gösterdin. Hiçbir ışık ve ışığa dair emare olmayan badiyede idim. Karanlıklar ruhumun derinliklerine işlemiş, nuru zulumât, zulumâtı ise nur olarak kanıksamıştım. Senden gelen basiretleri, duyuyordum, okuyordum. Fakat gözlerimde perde, kulaklarımda ağırlık, dilimde bağ, kalbimde anahtarı sadece senin katında olan ve senden başka hiç kimsenin açamayacağı, günahlarla paslanmış bir kilit vardı…

Karşıma, yalnızca sana ibadet eden kullarından bazılarını çıkardın. Onların sözlerine, dillerine ve yaşantılarına kalbimin üzerindeki bu paslı kilitleri açacak kodları yerleştirmiştin. Ayetlerini okuyorlardı… Önceden okuduğum fakat idrak edemediğim ayetleri… Kalbimin kilitlerini açtığın anda kulak, göz ve tüm duyu organlarım uluhiyetine şahitlik vazifesini yerine getirmeye başlamıştı.

Artık hidayetin nurları sağanak halinde kalbime ve benliğime yağıyordu. Her damlasında arındırıyor, ferahlatıyor ve karanlığımı aydınlatıyordu.

Ey El-Hâdi Olan Rabbim!

Sana olan imanımın lezzeti ile yolunda mücadele etmenin gereğini anlamıştım. Senin yolunda davetin hakikati şu idi: İman, Salih Amel ve Sabır.

Yani sana iman edip, bunun gereği olan salih amelleri yerine getirecek ve bu ikisinin kesin ve yadsınamaz gerçek bir sonucu olan başıma gelenlere sabredecektim.

Hayır Yollarını Kullarına Gösteren Rabbim!

Sana layık olmasa da salih amellere gayret etmeye çalıştım. Çabam ve gayretim büyük değildi; ama rızanı ve vechini umarak o ilk heyecan ve şevk ile sana yönelmenin lezzeti hâlâ kalbimin dehlizlerinde ya Rabbi!

İmtihan edilecektim, biliyorum. Hiçbir şey ayetlerde tilavet ettiğim, kitaplarda okuduğum ve derslerde kulak verdiğim gibi olmayacaktı. Hakikatler zihnin konforunu bozacak ve herkes bu din için bir bedel ödeyecekti… Çok geçmeden Yusuf'un aleyhisselam mektebi olan zindan ile imtihan ettin.

Bu yaşadığım son imtihanla beraber üçüncü kez burayı gösterdin. Hepsinde bana gösterdiğin ayetlerle, verdiğin nimetlerle destekledin. Her defasında affını, mağfiretini, ihsanını ve keremini iliklerime kadar hissettim. Her imtihanla dinine daha sıkı sarılmamı sağladın.

Bu zindan imtihanını dünyanın keşmekeşinden ve günahlarından zatına yöneliş, firar ve halvet kıldın. İşlediğim günahlardan arındıran bir nimet olan bu imtihanı bana yazdığın için sana hamd olsun Rabbim.

Ya Rabbi!

Günahlarımı, şeytanın oyunlarını ve kirli desiselerini bu küçücük dünyanın/hücrenin her köşesinde, her anında nebevi meltemler esmesine bir engel kılma. Şüphesiz ki senin buyurduğun gibi buranın içinde rahmet vardır.[1] Beni buranın rahmetinden mahrum eyleme ya Rabbi!

Bu koca beton ve demir yığınlarının ardından Yakub'a aleyhisselam koklattığın evlat kokusunu, Enes b. Nadr'a koklattığın ve hasretle beklediğimiz cennetlerinin kokusunu bana hissettir.

Eş-Şâfi, El-Cebbar, En-Nâsır, El-Karîb Olan Rabbim!

Muhakkak ki sen, bana şah damarımdan daha yakınsın. Gönlümü, sadra şifa ayetlerinle cebret. Bana öyle yardım et ki zindanın her köşesinde, yaşadığım her duygumda ayetlerini sadrıma şifa kılabileyim.

Ya Rabbi!

Duygularım yoğun ve çok çeşitli olsa da beni sensiz, kalbimin azığı olan zikrinden mahrum bırakma. Yer yer özlem yüreğimde depreşse, gözlerimi yaşartsa, sadrımı bir volkana çevirse, boğazımı kilitleyip dilimi bağlasa da: "Hüznümü ve sıkıntımı yalnız Allah'a şikayet ediyorum" [2] ayetin ile sekinet bulayım.

Günahlarımı düşündükçe hücrem daralır. Hücre içinde hücre, duvar üstüne duvar, kilit üstüne kilit gibi… Yüreğimin beraber attığı kardeşlerimin sevgisi ve uhuvveti, dikenli tellere takılıp, küçük bir mazgaldan uzatılan mektuplara sıkışır ve yalnızlık duygusu yüreğime nakış nakış işlenirse: "Rabbim! beni tek bırakma, sen vâris kılanların en hayırlısısın." [3] ayetin hücremi aydınlatsın.

Çaresizlik ve acziyet hissedip, tüm kapılar kapanır, kilitlerin, demir yığını kapıların ve mazgalın sesi tükenmişliğimin habercisi olduğunda, beni Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem Taif'ten dönüşündeki duası ile sana yönelt:

"Allah'ım! Kuvvetimin zayıflığını, çaresizliğimi ve insanlar üzerindeki güçsüzlüğümü ancak sana şikayet ederim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Sensin ezilmişlerin Rabbi. Sensin benim Rabbim. Beni kime bırakıyorsun? Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi? Yoksa işimi eline teslim ettiğin bir düşmana mı? Eğer bana karşı gazap etmediysen hiçbir şeye aldırış etmem. Fakat afiyetin beni rahatlatacaktır. Gazabına uğramaktan veya azabına layık olmaktan, karanlıkları yırtıp aydınlatan, dünya ve ahireti selamete ulaştıran zatının nuruna sığınıyorum. Sadece sana iltica ederim. Yeter ki razı ol. Senden başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur."

Ya Rabbi!

Şüphesiz sen, kullarının sana yönelmesinden hoşnut ve razı olursun. Ve ben sana ne zaman el açtıysam asla bedbaht olmadım ya Rabbi!

Tıpkı Zekeriya'nın aleyhisselam sana yakardığı gibi:

"… Sana dua etmekle asla bedbaht olmadım Rabbim!" [4]

Senden neyi istediysem verdin. İnsanların ayak kayması yaşadığı imtihanlarda sebat istedim. Sana hamdolsun ki, verdiğin sebat üzereyim. Ey kalpleri evirip çeviren! Beni dininde sabit kıl!

Her sıkıntımda gönlümü açtın, yol gösterdin. Karşıma sürekli hayır yollarını çıkardın, çıkış kapılarını açtın. Ben günahkâr ve layık olmasam da beni unutup kendi haline bıraktığın zümreden kılmadın. Günah işledim. Ya bir ayetin ile ya da bir nasihatçinin nasihati ile yeniden döndüm. Günah işledim. Beni ibtila/imtihan ettin, yine döndüm. Günah işledim. Günahın zararlarına dair ne varsa, nefsimde ve etrafımda yaşadım. Yine sana tekrardan yöneldim. Ama sana olan isyanım, asla azametini, celalini ve kudretini hafife almak için değildi ya Rabb! Sana nisyan ile ma'lül olan insan oluşumdan, zikrinden bir an olsun uzaklaşmam, şeytana bir an meyletmem, nefsimin bana galip gelmesindendir.

Tüm günahlarıma, isyanıma rağmen beni yine bırakmadın ya Rabb! Beni, gösterdiğin salih rüyalarla destekledin. Kâh Nebi'ni sallallahu aleyhi ve sellem müjdeleyici olarak birkaç kez gösterdin. Kâh korktuğum anda o korkumu gündüz gibi aydınlık hadiselerle teskin ettin, kâh nerede hatalar yaptığımı en açık hâli ile gösterdin…

 Günahlarım dağlardan büyük, denizlerden geniş… Fakat senin mağfiretinin, rahmetinin ve merhametinin yanında bir katre kadar değildir. Beni; unuttuklarının, kendi haline bıraktıklarının, azdırdıklarının, refah vererek şımartıp, irin vadilerine yuvarladığın ve akıbeti kötü olanlardan yazma.

Allah'ım!

Ben senin kulunum. Erkek ve kadın kullarının çocuğuyum. Alnım senin elindedir. Hakkımda senin hükmün geçerlidir. Hakkımdaki takdirin ise adalettir. Kendini isimlendirdiğin, Kitab'ında indirdiğin, kullarından birine öğrettiğin veya katındaki gayb ilminde kendine has kıldığın sana ait her isimle: Kur'an'ı kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün ortadan kalkması ve kederimin gitmesi için vesile kıl.

Ya Rabbi!

Sen beni bırakırsan kime giderim? Sen ki kuluna kâfi olan El-Velî, En-Nasır, El-Cebbar, El-Ğafur, Er-Rahim olansın.

İlahım! Rabbim!

El-Cemil Olan Allah'ım!

Onca nimetin beni kuşatmış ve her duamda mutlaka bir karşılık görmüşken, içinde bulunduğum durumdan dolayı utandım. Her aklıma geldiğinde gözlerim yaşardı ve yüzüm kızardı. Senden hâyâ ediyorum Rabbim!

Rabbim!

Bu imtihan sendendir. Sen ki El-Cemil ve Et-Tayyib olansın. Senden gelen her şey de isminin bir tecellisidir. Hepsi ayrı bir güzel ve güzelliktedir. Öyle ise nasıl şekvâ edeyim? Nasıl serzenişler dilime dolansın? Nasıl isyan edeyim? Nasıl gözümde büyütüp "ah" çekeyim?

Hem de "Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez" [5] diye buyurmuşken…

Senin vaadin haktır. Kararın en güzel karar, en güzel hükümdür. İnsanları senin hükmüne davet ederken, senin hükmüne rıza göstermemek de nasıl olur?

Senden gelene razıyım Rabbim! Bu yaşıma kadar bana verdiğin ihsanı, nimetleri ve faziletleri bir kefeye koysam, bu zindan imtihanlarını bir kefeye koysam, kefenin yerinden oynamayacağını biliyor ve ikrar ediyorum. Senden gelen başımın tacı, gözümün nuru, dilimdeki şükürden öteye geçmedi ve geçmesin ya Rabb!

Bana yazdığın, içi rahmet ve nebevi esintiler olan bu zindan beni davet ettikleri küfür, isyan ve fısktan daha hayırlıdır.

Nefsimi Benden İyi Bilen, Yerimi ve Halimi Gören, İçimi ve Dışımı Latif ve Habir Olarak Bilen Rabbim!

Sevgi, senin sevgindir. Mutluluk, senin mutluluğundur. Zikrin; kalplerin azığı, gözlerin aydınlığı, nefislerin mutluluğu, hayatın ruhu, ruhun hayatıdır. Hayır senin elindedir, şer ise sana ulaşmaz.

Ey Tevbe Edenlerin Sevgilisi! Ey Âbidlerin Mutluluğu! Ey Âriflerin Göz Aydınlığı! Ey Tek Olanların Yardımcısı! Ey Kendisine Sığınanların Sığınağı! Ey Gönülleri Kırık ve Buruk Olanların Gönüllerini Cebreden!

İçerisinde senin zikrin olmayan, sensiz olan her sevinç yok olmaya mahkumdur. Sensiz her meşgale/iş batıldır. Sevinç seninle olan sevinçtir! Sensiz olan sevinç ise yalan ve aldanmadır!

Senin huzurunda, dergâhında, kapında boynum bükük ya Rabbi! Senden başka ilahım yok. Senden başka yardımcım yok. Senden başka velim yok. Senden başka Rabbim, sığınacağım ve firar edeceğim kimsem yok ya Rabbi!

Ya Hayyu Ya Kayyum! Ya Ze'l Celâl-i ve'l İkram!

Sana ettiğim her isyanımdan bağışlanma diliyorum. Sen ellerimi boş çevirirsen kime el açarım ya Rabbi? Sen bağışlamazsan, kim beni bağışlayabilir? Sen rahmetinle kuşatmazsan kimin rahmeti ve merhameti beni kuşatır ya Rabbi?

Melik! Ey Cebbar! Ey Karib ve Mucib Olan Rabbim!

"...Rahmetim her şeyi kuşatmıştır..." [6] diye buyurduğun üzere beni bu diriler kabri olan zindanda rahmetinle kuşat. Bana burada zulmün bekçiliğini yapan insan suretindeki şeytanların fitnesine maruz bırakma. Demir ve betonlarla yoğrulmuş bu mektebin hayırlarından beni mahrum etme. Bu mekanların her karışında nebilerin, sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin esintileri ve eserleri varken, beni bundan gafil olanlardan eyleme ya Rabbi!

Kalbimi buranın tasası, kederi ve darlığı ile değil; ayetlerinin hakikatini, El-Alim, El-Hakim ve El-Fettah isimlerinin tecellileri ile doldur. El-Muzil isminle zelil kılıp, El-Hâfid isminle alçalttıklarından değil; El-Muiz isminle izzetli kılıp, Er-Râfi isminle yücelttiklerinden kıl Rabbim!

Rabbim!

Kimsesizlerin Kimsesi!

Beni yalnız başıma bırakma. Ayetlerini tilavet ettiğimde "kalpleri titreyen" ve senden hakkıyla korkan, rağbet ve rahbet edenlerden kıl beni.

Ya Ğafur Olan Rabbim!

Sen ki günah dolusu gelenleri bağışlayansın. Yer ve gök dolusu günahlarıma rağmen beni bağışladığın kullarından eyle. Şüphesiz senin bağışlaman her şeyin üzerindedir.

Allah'ım!

Senden başka ilah yoktur. Seni eksikliklerden tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum.

Rabbimiz!

Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı/sevinç ve huzur kaynağı olacak kimseler ihsan et. Ve bizi muttakilere imam/öncü kıl.

Rabbim!

Benim ve buraya zulüm ve tuğyan ile doldurulan muvahhidlerin esaret bağlarını çöz. Yakub'u aleyhisselam Yusuf'una kavuşturduğun gibi bizi evlatlarımıza ve ehlimize kavuştur.

Rabbim!

Bu, günahkâr ve aciz bir kuldan sana yöneltilen bir duadır. Cehdi ve gayreti budur. İcabet ve kabul ise sendendir.

Hamd ve minnet başında ve sonunda sanadır.

Özcan Yıldırım

4 No'lu L Tipi Kapalı Cezaevi

Silivri/İstanbul

1 Şevval 1439 (Ramazan Bayramı'nın 1. Günü)

 

[1]        .     "… Derken aralarına, kapısı olan bir sur çekilmiştir. İç tarafında rahmet, dış yönünden ise azap vardır." (57/Hadid, 13)

[2]        .     12/Yusuf, 86

[3]        .     21/Enbiya, 89

[4]        .     19/Meryem, 4

[5]        .     2/Bakara, 286

[6]        .     7/A'raf, 156

Bu Sayfayı Paylaş :