Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

‘Sen Onların Bir Sanırsın Kalpleri Paramparçadır. ’(59.Haşr, 14) BAŞYAZI

2012-04-01

 

Kafirler çıkarları etrafında toplanabilirler. Zahiren birlik görüntüsü verseler de hakikatte paramparçadırlar. Çünkü bu birliktelikleri çıkar üzerine kuruludur. Menfaatler çakışmadığı sürece normal seyrinde ilerleyen birlikleri, menfaatleri çakıştığı anda kaybolur. Başlık olarak zikrettiğimiz ayet, bu hakikati ifade etmek için indirilmiştir. İman-küfür mücadelesinde, Müslümanların menheclerinin esasını oluşturan, bu hakikattir.

Allah’ın subhanehu ve teâlâ Sünnetullah’ı gereği Müslümanlar dünyalık olarak zayıftır. İnsanların çoğu, dünya zevklerine aykırı olduğu için vahyi kabul etmezler. Vahyin öğretilerini kabul etmek; yaşanabilecek zevkleri erteleyip, belirsiz tarihte yaşanacak hakiki saadete talip olmaktır. Bu, insanların çoğuna sevimsizdir. İslam, insanlığa rahmet olarak gelmiştir. Bu durumu değiştirmek ve insanların hakikatle tanışması için sürekli mücadele içindedir. Kafirler bu noktada İslam’ın karşısında birlik olurlar. Ortak menfaatleri İslam’ın ve Müslümanların karşısında tehlikededir. Normal şartlarda bir araya gelmesi mümkün olmayan topluluklar, birlik oluştururlar. Zahirde bir kuvvetmiş gibi algılanabilirler. Ancak kalplerin esrarına muttali olan Rabb’ı zu'l-Celal, onların bu durumunu mü’min kullarına bildirmiştir. Ta ki aldanmasınlar, bu kuvvet karşısında korkuya kapılıp, mücadeleden geri durmasınlar. Tarih, bu hakikatin şahididir… Dünyevi çıkarları için bir araya gelen ve hastalıklı kalplere korku salan nice ittifak, sudan sebeplerle dağılmıştır.

AKP-Cemaat Gerçeği

Yukarıda anlattığımız hakikatin bir örneğini bugünlerde yaşadık. Çıkar üzere kurulu, tabiatında sevgiden ziyade korku ve endişe barındıran bir ittifakın çatırdamasına şahit olduk. Allah subhanehu ve teâlâ basiret sahiplerine bu gerçeği hakka’l-yakin göstermiş oldu.

Aslında güç gösterisi ve iktidar kavgası, yola beraber koyulan iki grup arsında uzun zamandır anlaşmazlıklara sebep oldu. Perde arkasında devam eden bu anlaşmazlık MİT yöneticilerinin ifadeye çağrılmasıyla gün yüzüne çıktı. Savcı, Hakan Fidan ve dört MİT yöneticisini ifadeye çağırdı. Bu çağrı iktidara yönelik algılandı. Kamuoyu nezdinde Yargı ve Emniyet, Gülen Cemaatine; MİT ise hükümete yakın biliniyor. Özellikle PKK ve MİT arasında Oslo’da yapılan görüşmeler basına sızdırıldığında, Başbakan ve Hükümet, MİT’e sahip çıkmış, yapılanı tasvip etmişti. Erdoğan bununla da yetinmeyerek ‘Hakan Fidan’ın iyi bir bürokrat olduğunu, onu kolay kolay harcamayacağını’ dile getirmişti. Savcının Hakan Fidan’ı ifadeye çağırması bunun Hakan F. üzerinden Başbakan’a yapılan bir müdahale olduğu kanaatini pekiştirdi. Hükümetin Savcıyı, KCK operasyonlarını yürüten Emniyet ve Müdürlerini Ankara’ya ataması, KCK soruşturmasında görevli polislerin çoğunu Şark’a tayin etmesi bu iddianın yabana atılmayacak cinsten olduğunu gösterdi.

Genel resme bakıldığında iki grup arasındaki gerilim çok net anlaşılmakta. MİT olayıyla açığa çıkan anlaşmazlık sürecini, maddeler halinde özetleyecek olursak:

Mavi Marmara Olayı

İsrail yardım gemisini vurduğunda bu, Türkiye ve Dünya kamuoyunda yankı bulmuştu. AKP olayı siyasi arenada dillendirmiş, İsrail’i zor durumda bırakmıştı. Özellikle İslami Camianın İsrail hassasiyetini kullanılarak ‘oy devşirme’ operasyonuna dönüştürülmüştü. Aynı günlerde Fettullah Gülen’in yaptığı bir açıklama, hükümetin bu tavrından rahatsız olduklarının açık göstergesiydi. Gerilime sebep olacak girişimlerin yanlışlığı ve İsrail’den izin alınması gerektiğine vurgu yapılmıştı. AKP’nin bu denli sahiplendiği bir olayda, Cemaatin bu soğuk tavrının; anlaşmazlık ve gerilim nedeni olacağı aşikardır.

Ergenekon Soruşturması

Cemaat ve AKP ittifakının en belirgin olduğu sahadır. Ancak sürecin uzaması anlaşmazlıklara sebep oldu. Uzun tutukluluk halleri, Savcı ve Hakimlerin keyfi tutuklamaları, basın mensuplarının gözaltına alınması bunlardan bazılarıydı. Özellikle Ahmet Şık ve Nedim Şener’in gözaltına alınması bu çatlağı büyüttü. Kamuoyu, Cemaat hakkında kitap yazdıkları için tutuklandıklarını düşündü. AKP’ye Ergenekon soruşturmasında en ciddi desteği veren Liberal ve Muhafazakar(!) Demokratlar kaygılanmaya başladı. Henüz taslak halinde bir kitabın alelacele yasaklanması, yazarlarının tutuklanması ‘Acaba’ dedirtti. Çoğu kesim demokrasi mücadelesi ve darbecilerle hesaplaşma olarak gördüğü davaya ‘Şahsi hesaplaşmalar mı alet ediliyor?’ diye kuşkuyla yaklaşmaya başladı.

Açıklayıcı olması açısından şu örneği zikredelim. İlker Başbuğ tutuklandığında Başbakan ve Hükümet yetkilileri bu tutuklamanın gereksiz olduğu yönünde açıklama yaptılar. Bir gün sonra, yaklaşık bir yıldır tutuksuz yargılanan Hurşit Tolon tutuklandı. Sanki hükümete cevap verilmek istendi.

Şike Davası

Şike davasıyla birlikte, Türkiye dokunulmaz olduğu düşünülen bir zümreyi daha yargılamaya başladı. Özellikle Ergenekonvari yapılanmalara, mâli finansmanın futbol sektöründen karşılanıyor olması bu davaya ilgiyi artırdı. Daha ilk günlerde Fenerbahçeliler bunun bir Cemaat operasyonu olduğunu dillendirdiler. Şubat ayında mahkeme önünde açılan şu pankart durumu özetler mahiyetteydi ‘Cemaat Fenerbahçe’yi Yenemez’… Yine Aziz Yıldırım savunmasında, Bu davanın; Fenerbahçe’yi, Atatürkçü yoldan alıkoymak için yapıldığına vurgu yapması manidardır.

Yargılama sürecinde AKP’nin muhalefet partileriyle birleşip şike yasasını değiştirmesi, cemaat cenahında tepkiye yol açtı. Aradaki gerilim iyice arttı. Bazı yazarlar AKP’ye yakın isimlerinde şikeye karıştığını, kimisi oy kaygısıyla yasanın değiştirildiğini iddia etti. Sonuç ne olursa olsun, Cemaatin en kuvvetli görüldüğü yargı ve emniyetin hamlesi, AKP’nin kanun değişikliğiyle akamete uğramış oldu.

Arap Baharı ve Ortadoğu

AKP ayaklanmaların başladığı günden bu yana, halkların destekçisi görünmek suretiyle, Ortadoğu’da model ülke olmaya soyundu. Bu, Cemaatin dış politika anlayışına aykırıydı. Cemaat batıya yakınlaşıp, onların yanında yer alma, Türkî cumhuriyetlerin problemleriyle ilgilenme taraftarıydı. Bugüne kadar yapılan tüm alt yapı çalışmaları buna yönelikti. AKP ise hem batının iyi bakmadığı İslamcı partilere yakın duruyor, hem de halklardan yana tercih koymuş gibi davranıyordu. Ortadoğu yeniden şekillendiği için, tercihler uzun vadeli etkiye sahip olacaktı. Bu konudaki ayrılık AKP ve Cemaat arasında uzun vadeli çekişme ve ayrılık demekti.

İslami Cemaatlere Tutum

AKP sistem mağduru bir partinin devamıdır. Kitlesel ve ferdi mağduriyetlerden yeterince nasibini aldı. Milli görüşten ayrılıp yeni yapılanmaya gittiğinde, bunun uluslararası bir projeye bakan yönü vardı. ABD ve AB, 11 Eylül sonrası yeni bir arayışa girdiler. Cihad ruhunun yayılmaması, Afgan İslam Devleti’nin dünya Müslümanlarına model olmaması için ‘Ilımlı İslam projesi’ düşünüldü. Radikal eğilimli, cihadî söylemleri olan yapılar bu projede eritilecek ve Afgan cephesine destek kesilecekti. Aynı anda dünyanın dört bir yanında bazı alim ve kanaat önderleri tutuklandı, bazı isimler ön plana çıkmaya başladı. Türkiye’de 28 Şubat’ta başlayan süreç Hizbullah Operasyonlarıyla ivme kazandı. 2003 Sinagog patlamasıyla yeni bir döneme girilmiş oldu. Bir yandan yeni düzende tavsiyeler yapılıyor, bir yandan da bazı parti, dernek ve kuruluşlar ön plana çıkarılıyordu.

Bu proje AKP’nin lehine göründüğü için dört elle sarıldı. İslamî cemaatler resmi hüviyete kavuşacak, AKP’ye doğal taban oluşacaktı. Hem ılımlı İslam projesi hayata geçecek, hem de AKP bilinçli tabanını oluşturacaktı. AKP, bu siyaset gereği mevcut yapılarla anlaşma yolunu tercih ediyordu. Destek olmasalar da, kendine karşı olmamalarını sağlamaya çalıştı. Her hareketin bulunduğu bölgede sivil toplum üzerindeki etkisi malumdur. İslamî yönetim ve hakların olmadığı doksan yıl boyunca İslamî kesim bu ihtiyacı cemaatleşme üzerinden giderdi. Bu da sivil halkı örgütleme ve yönlendirme tecrübesi oluşturdu.

Ancak emniyet ve yargıda kuvvetli olan Cemaat kadroları kısmi haset, kısmi paranoyaklık nedeniyle sürekli cemaatleri rahatsız etti. Tutuklama ve baskınlar normal hale geldi. Kendileriyle anlaşmayan her camiayı medya aracılığıyla karalayıp mağdur ettiler. Tevhid ehline düşmanlıkları anlaşılabilir. Ancak kendi meşreplerinden olan Nurcuların bir kısmına ve tasavvufî yapıların bir kısmına tahammülsüzlükleri nasıl izah edilebilir?

Gözaltına alınmış veya yargı önüne çıkarılmış her insan İslamî camiaya karşı var olan kini rahatlıkla gözlemleyebilir. Aynı şekilde gözaltı, tutuklama, yargılamada bulunan keyfilikler izahtan varestedir.

Bu tutum AKP aleyhine olduğu için Cemaatle aralarının açılmasına neden oldu. AKP içinde bulunduğu konumu, İslamî kesimi rahatlatmak adına seçtiğini iddia ediyor; cemaatin, baskın ve gözaltıları adeta bu iddiayı yalanlıyordu.

Son Süreç Kürt Sorunu

AKP Kürt sorununun Türkiye üzerindeki olumsuz etkilerini iyi tahlil etti. Sorun çok boyutluydu. Çözümsüzlük hali Dünya ve Türkiye’de AKP’yi zor durumda bırakacaktı. Ekonomik, siyasi ve kültürel etkileri üzerine sayısız çalışma yapıldı.

Ortak Kanaat: ‘Ülkeyi olması gereken yerden bir asır geride bırakan bu sorun, çözülmediği takdirde, önümüzdeki yüzyılı da olumsuz etkileyecektir. Sorunun çözümünde silah ve çatışmaya yer kalmamıştır. Güvenlik konseptine dayalı her adım sorunu içinden çıkılmaz hale getiriyor. Müzakereler yapılmalı, iki tarafta bazı tavizler vermek suretiyle barışı tesis etmelidir.’

Bu ortak kanaat AKP’yi örgütle müzakereye itti. Basına sızan Oslo görüşmeleri bunun kanıtıydı. Konuşmacı olan Hakan Fidan; Başbakanın talimatıyla orada bulunduğunu ifade ediyordu. Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü, özerklik, PKK militanlarının öz savunma gücü olarak dağdan inmesi (bir nevi Kürdistan polis teşkilatı olması), anadilde eğitim de dahil çok yönlü bir müzakere olduğu kayıtlardan anlaşılıyordu. AKP çözüm için ciddi risk almış ve kararlı olduğu anlaşılıyordu. Ancak Emniyet ve Cemaat bu kanaatte olmayan ve yürütülen müzakerelerden rahatsız olan taraftı.

2008 nisan ayında ‘PKK analiz ve notlar, mücadele metotları’ isimli bir kitapçık yayınlandı. Emniyet analizi olan bu kitap, isim vermeden ‘Bazı kurumlar geçici ateşkesle sonuç alacaklarına inanıyorlar’, ‘MİT’; Hükümeti, süreci eleştiriyorlardı. Öcalan’la görüşmelerin faydasız olduğuna vurgu yapıyorlardı.

Emniyet; donanımlı ve son teknolojiye sahip profesyonel ordu projesiyle örgütün sonlandırılabileceğine inanıyordu. Bunca yıl çözüm alınamamasının nedeni Ergenekonvari yapılanmalar ve bunların örgüte kaos için müsaade etmesiydi. Bu analiz sığlığı, sorunun derinliğinden uzaklığı ve içerdiği kibir bir yana, açıkça hükümete ve stratejisine cephe almaktı.

Emniyet bu muhalefetini pratikleştirdi. KCK operasyonlarıyla görüşme sürecini baltaladı. Çünkü operasyon PKK’nın güvensizliğini artırdı, hükümetin kendilerini oyaladığını düşündüler. Bir yandan müzakere yapılıyor bir yandan KCK tutuklamaları devam ediyordu. Bu süre zarfında Ortadoğu da yaşanan ayaklanmaların başlaması örgütü yeni bir sürece itti. Devrimci halk ayaklanması, Serhildan gibi söylemler barış sözcüklerinin yerini aldı. Yani Emniyetin tutumu. AKP’nin risk alıp başlattığı süreci baltaladı.

Bu durumdan rahatsız olan MİT, Cemaatçi çevrenin tasfiyesi için çalışmalara başladı. Bu çalışma cemaat mensuplarını korkuttu, kamuoyuna hiç yansımadı bu süreç. Ancak MİT olayıyla beraber, cemaate yakın yazarlar, MİT fişlemeleri ve cemaate yakın bürokratların tasfiye edildiği iddiasını dillendirmeye başladılar.

Süreci tetikleyen kilit nokta bu korkuydu… Bu korku onları AKP’ye karşı hamle yapmaya itti. Ancak kendi hamlelerinin altında kaldılar. Bir çok yazar ‘Cemaat-AKP ile neden çekişsin?’ sorusunu sorarak, bir çekişme olma ihtimalini yalanlıyor.

Öyle ya bu çekişmeden cemaatin zarar göreceği kesinken neden?

Kendini koruma güdüsüyle aslana kafa tutan tavuk neden böyle bir girişte bulunuyorsa, ondan!

Bu nokta çok açıktır. Yaşanan trafik neticesinde Başbakan danışmanı Yalçın Akdoğan; sorun olmadığını, cemaat ve AKP arasında gönül bağı olduğuna dair bir makale kaleme aldı. Ancak cemaat sitesinden olan Aktif haber de; Yetkin Yıldız bu yazıya cevap verdi, yazının ana teması; ‘AKP cemaate yakın isimleri tasfiye ederken, bir taraftan da Cemaate olumlu demeçler verip yüzüne gülüyor.’ şeklinde özetlenebilir. Yalçın Akdoğan bu yazıya cevap vererek, Cemaat adına bu şahsı muhatap aldığını kanıtlamış oldu (dileyenler Yalçın Akdoğan yazısına, Yasin Doğan mustaar adıyla Yeni Şafak’tan, Yetkin Yıldız yazısına Aktif Haber’den, bu yazıya Yalçın Akdoğan’ın cevabına Star Gazetesi Açık Görüş ekinden ulaşabilirler.).

Perde arkasında yaşanan bu olaylar ve uzun zamandır oluşmuş fay hattı harekete geçmiş oldu. MİT süreci olarak kamuoyuna yansıyan ve AKP’nin zaferiyle sonuçlanan çekişme yaşandı. Olayın perde arkasını bilmeyenler, böyle bir çekişme olmadığını vurgulasa da , yukarıda özetlemeye çalıştığımız süreç ve yaşananlar tam aksi yöndedir.

Buna Zaman gazetesi kuruluş yıldönümü münasebetiyle tertip edilen gecede, Başbakanın ‘Pasta kesmesi’ ve ‘Bu ağız tatlılığını fikir dünyasında sürdürelim’ sözlerini ve ameliyat olmasına rağmen Fettullah Gülen’in geçmiş olsun mesajı yayınlamamasını eklersek, daha iyi anlamamızı sağlar.

Kürt sorunu neticesinde yaşanan bu fikir ayrılığı, Cemaatte oluşan tasfiye endişesi, başka konulardaki ihtilafları da tetikleyerek MİT süreci başladı.

Bunun Suriye olayı, İran meselesi, İsrail’in Hakan Fidan’la alakalı rahatsızlığı ile alakalı olabilir. Ancak asıl mesele ve bazılarının ısrarla görmezden gelmeye çalıştıkları ‘Kalplerin paramparça’ oluşudur. Başkalarının omuzuna basarak yükselenler, başkalarının ayaklarının altında ezilmeye mahkumdur. Kendilerine alan açmak ve kafirlere şirin görünmek için Müslümanları taciz edenler, kadın ve çocukları ürkütenler aynı duruma düşmeye müstahaktır. Mazlumla Allah’ın subhanehu ve teâlâ arasında perde yoktur. Bunca mazlumun ahı, samimane bedduası elbette onlara dünya ve ahiret azabı olacaktır. Onlar mü’minleri rahatsız etmek suretiyle düzenlerini bozdular, insanların hayatlarını altüst ettiler. Aynı durumu kendileri yaşıyor. Hangisi soruşturma görecek, sürgün edilecek, kurduğu düzen bozulacak endişesiyle bekliyorlar…

İlahi adalet! Dünyada karşılığı bu olanın, ahirette azabı nice olur! Keşke kavmim biliyor olsaydı!

Müslümanlar olarak Allah’a olan güvenimizi tazelemeli, yapay güçlerin kofluğunu idrak etmeliyiz. Küfrün ittifakları, debdebeli anlaşmaları, anlamsız kibirleri bizi mücadeleden alıkoymamalı. Şeytanın ancak kendi dostlarını korkuttuğu anlarda, bu hakikatle karanlık vesveseleri dağıtmalıyız. Bizler Allah’ın subhanehu ve teâlâ dinine hizmet etmek, öne çıkmak, örnek olmak zorundayız… Allah subhanehu ve teâlâ dininin ve Müslümanların hakkını müdafaa edecek olandır… Ad, Semud, Firavun, Nemrut ve kavimlerini helak edip, müminleri yeryüzüne vâris kılanı unutmamalıyız. Ve düşmanda olsa adaleti şiar edinmeli, hiçbir surette zulme rıza göstermemeliyiz. Allah subhanehu ve teâlâ başkalarına zulüm ederek, kendilerine alan açanları, kendi yöntemleriyle rezil edendir.

Rabbimiz bizleri hayra muvaffak kılıp, İman ve Cihad üzerinde sabit kılsın. Dünya küfrünün paramparça kalpleriyle oluşturdukları ittifakların çatırdayışını ve çöküşünü dünyada göstermek suretiyle yakinimizi arttırsın.  

Selam ve Dua ile...

Bu Sayfayı Paylaş :