Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Sevdiğinizden İnfak Edinceye Dek! -1 Çeviri MAKALE

2012-07-01

 

Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasulullah’a, ailesine ve ashabının tümüne olsun.

İslam’ın düşmanlarıyla olan savaşında bugün çeşitli problemler olduğu ve bunun birçok tarafı kapladığı konusunda iki kişi dahi ihtilaf etmez. Sadık bir Müslüman herhangi bir alanda önüne gelen, çeşitli eksikliklerini ortaya koyan bir konuyu, sadece araştırır. Böylece dinine yardım etmek ve taşıdığı hakkı savunma konusunda kendisine yakışan gerekli desteği ve fiili katılımını var gücüyle, hiç olmazsa düşmanlarını batıl kılmak için uyguladığı azimeti ve iradesiyle yapabilsin.

Kolaylıkta İnfak Olduğu Gibi Zorlukta da İnfak Etmek

İnfak, salih amellerin en önemli ve geniş kapılarından biri olup, bu kızgın savaşa fiili olarak katılmaktır. İnfak kavramına tüm kapsamlarıyla bakmamız gerekir. İnfak, zihinlerde canlandığı gibi sadece mal ile ilintili değildir. Bilakis infak, Müslümanın Allah yolunda sahip olduğu her şeyini harcamasıdır. Veya Kur'an'ın tabiriyle;

“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.” (2/Bakara, 254)

Allah’ın sana bahşettiği her şeyi infak etmeye talip olan Müslüman! Eğer bu dine bağlılığında samimi isen, asla bunda cimrilik etme! Çünkü ancak kendine cimrilik etmiş olursun. İnfak ettiğin zaman da bunu Allah’ın yanında bulacaksın. O halde bu cimrilik neden?

Bunun yanında infak, sahibini tehlikeden korur. Bunun delili Allah’ın şu sözüdür: “Allah yolunda infak edin, kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (2/Bakara, 195)

İbni Abbas, Mücahid, İkrime ve Said b. Cübeyr; Eslem Ebi İmran’dan şöyle rivayet etmiştir:

“Muhacirlerden bir adam Kostantiniyye saflarına hamle yapıp, onları yararak aralarına girdi. Bizimle beraber Ebu Eyyub El-Ensari de vardı. İnsanlar, ‘Kendi eliyle kendisini tehlikeye attı’ dediler. Ebu Eyyûb el Ensarî kalkıp şöyle dedi: “Ey insanlar! Biz bu ayeti daha iyi bilmekteyiz. Bu ayet bizim hakkımızda nazil olmuştur. Allah İslam'ı kuvvetlendirip İslam'ın yardımcıları çoğalınca birbirimize gizlice Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in aramızda olmadığı bir sırada şöyle dedik: “Mallarımız sahipsiz kaldı, Allah da İslam'ı güçlendirmiş bulunuyor. İslam'ın yardımcıları çoğalmış bulunuyor. Mallarımızın başında dursak ve onlardan kaybolanları ıslah edip işimizi yoluna koysak nasıl olur?” Bunun üzerine Allah (cc) Peygamberine bizim aramızda söylediğimizi reddetmek üzere: “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” buyruğunu indirdi. Buna göre tehlike, ailelerimizin ve mallarımızın başında durmak, cihadı terk etmek olmuştur.” Ebu Davud, Tirmizi, Nesai)

Bakınız Allah subhanehu ve teâlâ İslam devletini malları ve kanları ile inşa eden kimseleri nasıl yermiştir! Onlar, üzerlerindeki vacipleri yerine getirdiklerini zannettikten sonra aileleri ve malları ile beraber oturmayı istemişlerdi. Düşmanların saldırdığı, İslam’ın şiarları kaybolup, küfür, riddet ve nifakın bunların yerine geçtiği bir zamanda dinine karşı cimrilik eden ümmetimize ne demeliyiz?

Davet merhalesi de aynı şekilde malın infakını gerektirir. Bu da önemi itibariyle vakitten daha yüce bir mertebedir. İnsanların birçoğu dini uğrunda zamanlarını harcar, fakat malları hususunda cimrilik ederler. Bundan dolayı Allah subhanehu ve teâlâ bütün cihad ayetlerinde bunu direkt canlardan önce zikretmiştir. Sadece Allah’ın müminlerin canlarını satın aldığı ayeti bundan istisnadır. Burada ise can, malın öncesinde gelmiştir.

“Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır.” (9/Tevbe, 111)

Allah yolunda malını infak etmeyenin, Allah’ın dinine yardım yolunda canını ortaya koyamaması daha evladır. Bu yüzden müminin malda fedakârlık yönünden kendisini hazırlaması gerekir ki, böylece bu onu canında fedakârlığa ulaştırır. Bu da fedakârlığın en yüce mertebesidir.

Nefis, kişinin sahip olduklarından daha değerli, sevdiklerinden daha yücedir. Bu sebeple, kişi her ne zaman infakta bu dereceye ulaşırsa, o zaman Allah’ın yardımını, desteğini hak eder.

İnfakın cihad mertebesine gelince, infak burada daha çok gereklidir. İster vakit mesabesinde, ister mal, ister aile, ister makam, ister can olsun, bunların hepsi fedakârlığın gayesidir. Vakit kaynağına orantılı bir şekilde mücahidin tüm vaktini tamamen cihada vermesi gerekir. Hayatını gerçek bir askerliğe çevirmesi, cihadın tüm alanlarında devam edecek şekilde kendisini hazır görmesi, İslam’ın emretmediği bir şey olana kadar komutanının emri dışında konumunu terk etmemesi gerekir. Çünkü küçümsemiş olduğumuz bir gedik, düşmanın buradan girmesine sebebiyet verecek ve böylece yapıyı yıkabilecek ciddi kayıplarımız olacaktır.

Mal ile infakta ise; mücahid kimse cihada malı ile katılmalı, mensubu olduğu imani topluluk için mali kaynakları elde etmek için tüm şer’i yolları araştırmalı, sürekli cihadının gereksinimlerini kapatmaya koşmalı ki, cihad da durmamış olsun. Zira mücahid kimse, malın cihad amelinin bir bağı olduğunu, onsuz ilerlemenin ve hedefini gerçekleştirmenin mümkün olmadığını idrak eden kimsedir.

Bundan dolayı ihlaslı ve sadık mücahid Allah yolunda infak edeceği bir şey bulamadığında cihadında sıkıntı ve zorluk görecek, bu zorlukların da cihad farizasından geri kalmasına sebep olacağından ve böylece oturan kimselerden olmaktan korkacaktır.

Cihad merhalesindeki infağın çeşitlerinden birisi de aile ve çocuğun Allah yolunda kaybedilme olasılığıdır. Bu da mücahidin onlarla ve cihadı terk etme ve onları koruma karşılığında dünyaya eğilim gösterme arasında kalmasıdır.

Bu, ister ailesini reddetme ve bununla cihada ulaşmak sebebiyle, ister kendisine düşmanların cihadı terk etme ile ailesini ve çocuğunu feda etme arasında seçime zorladığı/maruz bıraktığı pazarlık ve baskılar sebebiyle olsa da onun seçeneği ancak cihada ulaşmak ve ailesini Allah yolunda ya şehadet veya hicret ile kurban etmek olur. Sahabeden ilk nesil bu tabloların bazısını Mekke’den Medine’ye hicretleri sırasında müşriklerin onları ailelerinden ve çocuklarından mahrum bırakmasıyla yaşamıştır. Mücahidlerin bir çoğu da bunu sonraki asırlarda bunu yaşamışlardır. Biz de bu asırda başka örneklerini görmekteyiz. Öyle ki, mücahidler direniş ve cihad yoluna ulaşma karşılığında ailelerini ve yakınlarını infak ve feda etmeleri konusunda mükemmel örnekler sunmuşlardır.

Zor zamanda infak etmek ise mihenk taşıdır. Burada iman ve bağlılığın hakikati ortaya çıkar. Zira kişinin rahat durumlarında infak etmesi, bolluk ve boş zamanlarında cesaret ve fedakârlık iddia etmesi kolaydır. Fakat işler zorlaşıp, azık azaldığı ve cihada çağıran kimse nida ettiğinde davasına sadık kalan, vefa gösteren azdır.

Ensar’ın yeryüzünde başlarına gelen ilk imtihanda biat maddeleri ile nasıl muamele ettiğine bakın! Mekke’den kardeşleri kendilerine hicret ettiğinde, Rasulullah sav onlardan Allah için ikişer ikişer kardeş olmalarını istedi. Onlar hemen bu çağrıya fazlasıyla icabet ettiler. Öyle ki, mallarını ve evlerini muhacir kardeşleriyle beraber ikiye böldüler. Bunun yanında içlerinden birisi eşlerinden birini boşayıp, muhacir kardeşinin evlenmesi için seçmesini istedi.

Bir diğer eşsiz tablo ise, yapılan savaşlarda mallarını ve canlarını infak etmeleridir ki siyer kitapları bunlarla taçlanmıştır. Uzatmaktan korkmasam bunların onlarcasından bahsederdim. Bir keresinde bir sahabe cihad etmek için geldiğinde, cihad etmek için Allah yolunda infak edeceği bir şey bulamıyor, ordu ile beraber çıkamadığı için üzgün ve ağlamaklı şekilde dönüyor.

“Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum, deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur).” (9/Tevbe, 92)

Zorlukta infak etmek “Sevdiğinizden infak edinceye dek” anlayışının zirvesi olarak kabul edilir. Ne zaman ki Allah subhanehu ve teâlâ infak edenlerin sıdkını, en kötü durumlarında sahip olduğu en değerli şeylerini ve zamanlarını Rableri için verdiklerini bildiğinde, Allah da onları en yüce ve değerli olanlarla bir tutacaktır.

“İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Müminleri (bunlarla) müjdele.” (61/Saff, 12-13)

Sevdiğinizden İnfak Edinceye Dek

İnfak, bizim şuan ihtiyaç duyduğumuz beklenen semeresini vermesi için sınırlandırılması, belirlenmesi gereken genel bir kavramdır. İnfakın uygun zaman ve mekan ile uyuşmadığına bakıldığında müminlerin göstermiş oldukları çabaların bir çoğu boşa gitmiş, amelde hiçbir fayda vermediğini görürüz. Buna rağmen Allah’ın izniyle sevap kesin olarak kalmış, amel de makbul olmuştur.

Niyet ve ihlası, bizzat ameli uygulama yolunun arasını birbirinden ayırmamız gerekir. Burada mutabaat şartı olan, amelin peygamberin yoluna uygun olmasını kastetmiyorum. Bilakis amelin, pratik yönünü kastediyorum. Zira burada iki şart arasında amelin Allah katında kabul olması için birbirine bağlılığı yoktur. Müminin niyetinin sadık, Allah için ihlaslı olması, amelinin de kabul olması sevap alınmış olması yeterli olacaktır. Hal böyle iken, istenen bu amelin verilmesi, din ve Müslümanlar için yeryüzünde faydalı bir semere olacaktır.

Müslümanın hareket konusunda ilerlediği vakıanın durumlarına dikkat etmesini, istediği amele girişmek için uygun zaman ve mekân seçmesini isteriz.

Müslümanın endişeli olmasını istemeyiz. Sadece dinine yönelik farziyetin kendisinden düşmesi, sonra da sanki sorumsuz gibi normal hayatına devam etmesi bundan istisnadır. Bu istenmeyen bir durumdur. Bunun arkasında ise artan bir kaçış, muhalefet ve düşmanların bizlere ve zenginliklerimize saldırması vardır. Bunların hepsinden daha tehlikeli olanı ise, Müslümanların içlerinde bu olgunun derinleşip, dinimizde bir asıl ve kaide haline gelmesidir. Öyle ki her birimiz Allah’ın “Allah gücünün yettiğinden fazlasını kişiye yüklemez” (2/Bakara, 286) sözünü delil olarak alırız. Böylece ikincil amellerle, önemsiz çabalarla yetinir, dinimize güzel yaptığımızı zannettiğimiz bomboş şeyler vermiş oluruz.

Kesintisiz Ve Devamlı Bir İnfak

Düşmanlarımızın kendi kanunlarını ve düzenlerini korumak, batıl düşüncelerini her an yaymak için askerler, resmi kuruluşlar, yüklü bütçeler belirlediği gibi, infağın da davet ve cihad ihtiyaçlarına karşılık verebilmesi için devamlı ve kesintisiz olması gerekir. Müminlerin de birebir karşılık verme yönünden onlar gibi yapmaları gerekir. Bunun yanında ilk olarak hak taraftarlarının ellerindekilere daha hırslı, akidelerine yardımda daha azimli ve dinç olması ve bunu düşmanlarından koruması gerekir.

Mümin, mücahid olmayı isteyen, canını ve sahip olduğu her şeyi Allah subhanehu ve teâlâ için satmaya hazır olandır. Böylece kendisini rabbine ve dinine adamış, raşit olan önderlerinin emirlerine her zaman icabet etmiş olur. Dinine yardım ve davetinin gereksinimlerine karşılık vermek için elinde olanları feda etmeye hazır olacaktır.

Bu yolda örnek olması için, bu bölümlerin bazılarını sınırlamadan belirtebiliriz.

 

Ebu S’ad El-Âmili

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

Bu Sayfayı Paylaş :