Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Şeytanla Karşılaşsaydınız Ne Yapardınız - 2 Emre ACAR

2012-07-01

Değerli Kardeşim!

Allah subhanehu ve teâlâ bütün insanlığa o kadar rahmet etmiş, lütufkâr davranmış ki bizleri şeytanla düşmanımız olarak tanıştırdıktan sonra çaresiz bir şekilde bırakmamış, bu meseleyi dert edinen insanlara uygulayabilecekleri çözümleri de ortaya koymuştur. Bunları Rabbimizin sunduğu şekilde ben de sizlere arz etmeye çalışayım.

Allah’ı Zikretmek

İnsanın kendisini şeytandan muhafaza etmesinin en güzel yöntemi Allah’ı subhanehu ve teâlâ hayatının her alanında zikretmesi ve sürekli onunla beraber olmasıdır. Düşünün bir yerde hırsızlık yapılıyor. Siz de yapılan hırsızlığı görüyorsunuz. Sizin o anda hırsızla mücadele etmeniz yorucu, uzun bir uğraş olacaktır. Ama orada hemen 155/polis imdadı arasanız hırsız kısa zamanda etkisiz hale getirilecektir. İşte bizlerin de şeytanla karşılaştığımızda ‘Defol başımdan! Melun İblis!’ deyip ondan kurtulmak için birtakım uğraşlar sarfetmemiz uzun ve yorucu olacaktır. Fakat her şeyin Rabbi olan Allah’a subhanehu ve teâlâ sığınsak, onu hemen orada zikretsek o karşılaşmada kendimizi şeytandan daha rahat koruyabiliriz.

Allah’ı subhanehu ve teâlâ zikretmek kul ile Allah subhanehu ve teâlâ arasındaki en güzel iletişim, kulluğun en belirgin vasfısıdır. Aynı zamanda bu Rabbimizin bizim üzerimizde ki haklarından ve emirlerindendir. Eğer bu sorumluluk yerine getirilmezse, itaatsizliğin cezası olarak şeytanın başımıza/bize musallat edilmesi ve kendimizi unutmamız gibi dünyada verilebilecek en ağır cezayla karşılaşırız. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kim rahmanı zikretmekten yüz çevirirse, biz ona kovulmuş şeytanı musallat ederiz. Artık bu onun ayrılmaz arkadaşıdır.” (43/Zuhruf, 36)

Kişinin arkadaşının iblis olması ne kadar vahim bir durumdur. Hiç kimse böyle bir arkadaşı olmasını istemez. Fakat bu istememenin kişiye fayda verebilmesi için Allah’ı subhanehu ve teâlâ zikretmesi, sürekli O’nunla beraber olması gerekir. Dikkat ederseniz bugün hayatımızda kötü arkadaşlarımızın olması, kötü ortamlarda bulunmamız, şeytanla çok karşılaşmamız Allah’ı subhanehu ve teâlâ zikretmememizden kaynaklanıyor. Çünkü Rahmanı hatırlamayınca kendimizi, sorumluluklarımızı, kötü kişileri arkadaş edinmemeyi, uzak durmamız gereken ortamlardan uzak durmayı unutuyoruz. Bu Rabbimizin bize verdiği cezadır. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buruyor:

“Allah’ı unutup da Allah’ın kendilerine kendilerini unutturduklarından olmayın” (59/Haşr, 19)

Ayetin öğrettiği üzere, kişi şeytanın unutturma komplosundan kurtulabilmesi için, Allah’ı subhanehu ve teâlâ unutmaması, O’nu her daim hatırlaması gerekir. Hakeza iblisin korkutmalarından kurtulabilmenin yolu da Allah’ı subhanehu ve teâlâ anmaktan geçmektedir. Allah’ı subhanehu ve teâlâ hatırlayan, O’nun zikriyle dolu olan kalpler şeytanın korkutma desisesiyle karşılaşsa da bundan etkilenmez. Bu kalpler her daim huzur içerisindedir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kalpler ancak Allah’ı anarak huzur bulur.” (13/Ra’d, 28)

Kendimizi ve başkalarını selamette tutmak adına Allah’ı subhanehu ve teâlâ zikretmek gerekir. Zikir, o an Rabbimizin yapmamızı istediği şeyi hatırlamak ve onu icra etmek ve O’nunla beraber olmak demektir. Bir Müslümanı düşünün ‘Ya Allah, ya Allah’ diyerek Rabbini zikrediyor. O anda yanı başında birtakım insanlar televizyon izliyor, dedikodu yapıyorlar. Günah işleyen bu insanların içinde zikir yapan bu adama Allah’ı subhanehu ve teâlâ zikrediyor (hatırlıyor) diyemeyiz. Bu durumda kişinin zikir yapmasının ölçüsü ‘Allah, Allah’ demek değil bilakis kişinin o an televizyonu kapatması, günah işleyenlerin günahını engellemesi, orada Allah’ın subhanehu ve teâlâ hâkimiyetini gerçekleştirmesi, sözü başka noktaya çekmesi, bunlara gücü yetmezse orayı terk edip gitmesidir. Çünkü Rahmanı hatırlasaydı Allah subhanehu ve teâlâ ondan bunları söylemesini ve yapmasını talep edecekti. Zikir, Allah’ın subhanehu ve teâlâ zatını zikretmek değildir. Böyle olsaydı sabahtan akşama kadar ‘Allah, Allah’ diye dönen sofilerin, nakşibendîcilerin şeytanla muhatap olmaması gerekirdi. Fakat bugün onların iman noktasında iblis ile karşılaşıp tuzaklarına yem olduklarını görmekteyiz. Bu sebeple zikir, Rahmanın zatını değil, o an bizden ne istediğini bütünüyle hatırlamak ve ifa etmektir. Örneğin sofraya otururken Rabbinizi hatırladınız, ‘Besmele’ çektiniz. Fakat yemeğin ortasında ve sonunda Rabbinizi hatırlamadınız, yemek boyunca çok rahat bir şekilde kimseyi umursamadan yediniz. İşte yemeğin sonuna kadar Rahmanı unutup sadece sofranın başında besmele çekmeniz Allah’ı subhanehu ve teâlâ zikrettiğinizi göstermez. O an sizin Allah’ı subhanehu ve teâlâ zikretmeniz, sofranın başında, ortasında, sonun da Rabbinizi hatırlayıp, ‘Besmele’ çekmeniz, sağ elle yemeniz, karnınız tam doymadan sofradan kalkmanız, yediklerinizi komşunuz ve kardeşiniz için de istemenizdir.

Kişi Allah’ı subhanehu ve teâlâ hayatın her alanında; kalbiyle, lisanıyla ve bedeniyle zikredip, Rabbimizin o anki isteklerini ifa etse bir gün karşılaşacağı şeytandan kendisini kolay bir şekilde muhafaza edecektir.

İhlâslı Olmak

İhlâs zor elde edilmekle beraber elde edildiğinde mükâfatı dünyada hiçbir şeyle kıyas edilmeyecek kadar fazla ve yüksek olan bir ameldir(?). Bütün amellerin makbulü ihlâsla olduğu gibi, bütün şeytanlardan korunmanın en güzel yöntemi de ihlâstır. İşte ihlâsın kişiye kazandırdığı en büyük mükâfat budur. İblis ihlâslı kulları tuzaklarıyla kandıramayacak, onları şükretmekten alıkoyamayacaktır. Şeytan Rabbinden izin aldıktan sonra şu sözleriyle bu gerçeği ilan etmektedir:

“Ey Rabbim Senin beni saptırdığın gibi ben de senin kullarının yoluna oturup sağdan, soldan, önden ve arkadan yaklaşacağım. İhlâslı kulların hariç sen onların çoğunu şükreder bir halde bulmayacaksın.” (7/Araf, 16-17)

Evet, şükredemeyecek, desiseler ve vesveselerle helak olacak kişi ihlâslı olmayandır. Örneğin, görevi sohbet ortamlarında çay dağıtmak olan bir müslümanı düşünün. Bu müslüman sorumluluğunu yerine getirirken ihlâslı olmazsa şeytan onu ‘İşini dikkatle yap ki insanlar yaptığını beğensinler’ diyerek veya ‘Daha önemli görevler varken sana insanların ağız kokusunu çekeceğin, ayaklarında bil fiil dolaşacağın iş vermişler’ diye vesvese vererek onun amelini helak edecektir. Bu adama hangi görev verilirse verilsin bir kere ihlâsını zedelediği için verilen bu görevlerden randıman alınmayacaktır. Ama ihlâslı olan kişi bu tuzaklarla karşılaşsa da onun hayatında herhangi bir değişiklik olmayacaktır.

Değerli Kardeşim!

Yukarıda yazılan konuları hayatına yansıtırsan kendini ve ümmeti bütün şeytanın şerlerinden muhafaza edebilirsin. Fakat bunları pratikte uygulamak şeytanla bir daha karşılaşmayacağını göstermez, sadece o habis varlığa karşı kendini muhafaza etmeni sağlar. Rahmanımızdan dileğimiz bizleri zikir ehlinden ve ihlâslı olanlardan eylemesi ve ihlâsı bize kolaylaştırmasıdır. Bütün doğrular Allah’tan, yanlışlar ise şeytan ve bendendir.

Davamızın sonu Allah’a hamd etmektir.

 

Bu Sayfayı Paylaş :