Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

TEFEKKÜR MÜ’MİNİN HER ANINI KUŞATMALIDIR Enes YELGÜN

2013-07-01

 

Siyer kitaplarında 'Nuh kavminin putları' diye bilinen birtakım putlar mevcuttur. Allah subhanehu ve teâlâ Nuh Suresi 25. ayette bunların isimlerini zikretmektedir.

Bir rivayette ise şöyle geçer: 'Nuh'un aleyhisselam kavminin putlarının gömülü olduğu yeri, cinler Amr Bin Luhayy'a haber vermiş; o da onları oradan çıkartmıştır. Daha sonra da hac mevsiminde Mekke'ye gelen Arap kabilelerine bu putları dağıtmıştır.'

Ortaya çıkış şekli nasıl olursa olsun, sonuç itibari ile Araplar, İbrahim'in aleyhisselam davetinden yüz çevirmişler ve her geçen gün sapıklıklarına sapıklık ekleyip tevhitten uzaklaşmışlardı.

Allah'ın subhanehu ve teâlâ dini ile aralarına mesafe girdikçe de, taptıkları şeylere niye taptıklarını bilmez bir halde hayatlarını sürdürmeye devam etmişlerdir.

Taklitçi cahili toplumun fertlerinin en önemli vasıflarından bir tanesi de duyu organlarını hak yolda kullanmamalarıdır. Bu sebeple naslar müşrikleri, duyu organları yokmuş gibi tasvir etmiştir:

"Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." (7/Araf, 179)

Dünyevi ihtiyaçlarını giderme durumu olduğunda müşrikler en verimli şekilde organlarını, akıllarını kullanmaya başlarlar. Fakat mesele ahiretle alakalı konulara gelince işler değişir.

Bunun Mekke'deki en güzel örneği, Amir b. Luhayy'dır. Kavmine bazı taşları getirip de 'Bunlara ibadet edin, sıkıntılı hallerinizde onlara yönelin' dediğinde kimse itiraz etmedi.

'Taşın kendisine bile faydası yokken, bizim derdimize nasıl derman olacak? Üzerine konan bir sineği bile defedemez iken bizim sıkıntılarımıza nasıl çözüm bulacak?' diye düşünmediler bile. Halbuki akıldan biraz nasibini almış her insanın böyle düşünebilmesi gerekirdi. Ama öyle olmadı. Çünkü bu sünnetullahın bir sonucuydu. İnsan kensine verilen nimetlerin şükrünü eda etmez ise nimetin tam zıttı ile cezalandırılır.

Taklitçi cahili toplumun fertleri olan müşrikler de Allah'ın kendilerine nimet olarak verdiği organların şükrünü eda etmediler. Ellerini, dillerini, kulaklarını... O'nun rızasına uygun olarak kullanmak yerine nefislerin hoşuna gidecek şekilde kullandılar. Sonuçta ayette vasıflandırıldıkları hale düştüler.

Müslüman birey müşriklerin bu halini ve Allah'ın onları nasıl tanıttığını iyice düşünmelidir. Aynı durumla karşılaşmayacağının bir garantisi yoktur. Öyleyse çözüm yollarına bakmalı ve kendini müşrik topluma benzemekten sakındırmalıdır.

Bizler bu sakındırmanın en güzel yolunun tefekkür olduğunu geçen yazılarımızda ifade ettik. Ve 'Neleri tefekkür etmeliyiz?' başlığı altında şunları zikrettik:

Vahyi ve davetçinin kişiliğini tefekkür

Kainatı ve içindekileri tefekkür

Geçmiş ümmetlerin kıssalarını tefekkür

Şeytanının vesveselerini tefekkür

Ölümü ve ahireti tefekkür

Yaratılışı tefekkür

Nimetleri tefekkür

Bunlar sadece bizim ayetlerden çıkartabildiğimiz birkaç başlıktır. Yoksa tefekkür edebilecek şeylerin listesini daha çok uzatabiliriz. Çünkü tefekkür Müslümanın hayatının her alanında olması gerekir. Şu ayet buna çok güzel bir şekilde işaret eder:

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) 'Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!' " (3/Ali İmran, 190-191)

Ayette dikkatimizi çeken birkaç noktaya burada değinmek istiyoruz.

1. Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem hayatına baktığımızda bu ve devamındaki bir grup ayeti geceleyin kalktığı ilk anda okuduğunu görmekteyiz. Buhari ve Müslim'de İbni Abbas radıyallahu anh bunu şu şekilde aktarır:

"İbni Abbas teyzesi olan Rasûlullah'ın hanımı olan Meymune'nin yanında gecelediğini şöyle anlatmıştır:

'Ben yastığın geniş tarafına yattım, Rasûlullah ve ailesi de uzun tarafına yattılar. Rasûlullah uyudular. Gece yarısı olunca Rasûlullah uykusunda uyanarak, yüzünden uykuyu atmak üzere elleriyle yüzünü ovuşturmaya başladılar. Sonra Ali İmran suresinin sonlarından on ayet okudular. Sonra asılı bir kırbayı alarak güzelce abdest aldılar. Sonra namaz kılmaya kalktılar. Ben de kalkıp onun yaptıklarını yaparak gidip onun yanına durdum. Rasûlullah  sağ elini başına koydu ve sol kulağını ovuşturmaya başladı. Önce iki rekat, sonra iki rekat, sonra iki rekat, daha sonra iki rekat, sonra iki rekat daha ve sonunda da tek rekat namaz kıldı. Sonra da müezzin gelinceye kadar yattı. Müezzin gelince kalkarak kısa iki rekat namaz kıldı. Sonra mescide çıkarak sabah namazını kıldırdı.' "

Peygamber aslında bu fiiliyle bize tefekkürün önemini çok güzel bir şekilde öğretmiştir. Müslümanın hayatında tefekkür güne başlamak için bir anahtar gibidir.

2. Tefekkür sadece belli bir zaman veya konuya has değildir. O müminin hayatının her anını kuşatmalıdır. Ayet insanın bütün hallerini zikrederek bu kuşatıcılığa vurgu yapmıştır.

Ebu Süleyman Ed-Darani şöyle der: 'Evimden çıktığımda gözüm neye takılsa Allah'ın bana lütfettiği bir nimetini görür ve ondan ibret alırım.'

Zaten daha önceki yazılarımızda 'Neleri tefekkür etmeliyiz?' başlığı altındaki maddeler bize tefekkürün ne kadar geniş bir alanı kapsadığını göstermişti. Bu maddeler içerisinde zikretmediğimiz bir maddeye burada değinerek tefekkür edilecek konuların genişliğini bir kez daha görmüş olalım.

Allah subhanehu ve teâlâ özellikle hüküm ayetlerinin sonunda tefekküre vurgu yapmıştır.

"Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: 'Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür.' Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını sorarlar. 'İhtiyaç fazlasını' de. Allah size ayetleri böyle açıklar ki düşünesiniz." (2/Bakara, 219)

"Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip (izin alıp) ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız." (24/Nur, 27)

Bu vurgu mümin kullara şunu hatırlatmalıdır:

'Sizler Allah'ın emir ve yasaklarını okurken ve hayat geçirirken, hükümlerin hikmetini düşünmek için çabalayın. Çünkü her emir ve yasak, sizler farketseniz de farketmeseniz de muhakkak faydanıza olacak bazı şeyleri içermektedir. Eğer Allah size lutfeder de tefekkürünüzün sonucunda bu hikmetlerden bazılarına vâkıf olursanız, emir ve yasaklara ittibanız daha kolay olur. Bu hikmetlerin farkına varamaz iseniz birşey kaybetmezsiniz. Çünkü sizler Allah'ın emrettiği bir fiili yaptınız. Hangi sonucun daha hayırlı olacağını en iyi bilecek olan O'dur.'

3. Tefekkür müessir olan bir ameldir. Yani gerçekleştirildiğinde başka hayırlı amellere de kapı aralar. Ayet buna da işaret etmektedir. Salih kullar hayatlarına tefekkürü hakim kılınca bu halleri onları hemen Allah'a yönelmeye itmiştir. Cenneti, cehennemi hatırlamışlar, Rabblerine sığınmışlardır. Ayetlerin devamında bu kulların Allah'a yakarışları uzayıp gitmektedir.

Vehb İbni Münebbih bunu şu şekilde özetler: 'Kişinin tefekkürü uzayınca anlamaya başlar. Anlayınca öğrenir. Öğrenen kişi ise mutlaka amel eder.'

Nasıl ki hayırlı bir amel diğer salih amellere kapı aralıyorsa tersi de insana şerrin kapılarını sonuna kadar açar. İşte bunu bize anlatan bir ayet:

"Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler. Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler." (12/Yusuf, 105-106)

4. Zikir ile tefekkür ayrılmaz bir bütündür. Birbirinden koparılmaları mümkün değildir. Kişi Allah'ı zikrederek tefekküre, tefekkür ederek de zikre yönelir. Eğer bunlardan biri diğerini tetiklemiyorsa ortaya konulan amel düzgün yapılmıyor demektir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

Bizler kendimizi müşrik toplumdan uzak tutmaya çalışıyorsak onların en belirgin sıfatlarını öğrenip onların tam tersi ile vasıflanmalıyız. Bunların başında da tefekkür ehli olmak gelir.

Rabbimiz bizleri O'na hakkıyla kulluk eden ve tefekkürü hayatının her anına hakim kılan kullarından eylesin..

Duamızın sonu alemlerin Rabbine hamddır.

Bu Sayfayı Paylaş :