Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Vizr Özcan YILDIRIM

2018-02-15

 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (1) وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (2) الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ (3) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (4) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (5) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (6) فَإِذَا فَرَ غْتَ فَانْصَبْ (7) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ (8)

1. Biz göğsünü genişletmedik mi?

2. (Nübüvvet öncesi hatalarını veya nübüvvetin ağır) yükünü üzerinden indirmedik mi?

3. Ki o yük senin belini bükmüştü.

4. Senin şanını yüceltmedik mi?

5. Hiç şüphesiz ki, zorlukla beraber kolaylık vardır.

6. (Evet) zorlukla beraber kolaylık vardır.

7. (Öyleyse) boş kaldığında hemen (ibadet ve taate koyul ve) yorul.

8. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

Geçen ayki yazımızda ilk ayette geçen ve surenin ana temasını oluşturan şerh-i sadr meselesi hakkında mülahazalarımızı paylaşmıştık. Bu yazımızda ise Allah'ın şerh-i sadr ile ilintili olan ve Rasûlü'ne bahşettiği bazı nimetlerinden bahisle bazı çıkarımlarda bulunmaya gayret göstereceğiz.

وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ

"Yükünü üzerinden indirmedik mi? Ki o yük senin belini bükmüştü." [1]

Ayetteki "أَنْقَضَ ظَهْرَكَ الَّذِي" ifadesini dil açısından ele aldığımızda burada mecazi bir ifade söz konusudur. Burada geçen "nakîd" kelimesi bir şeyin bozulurken, üzülürken, ezilirken, koparken ve bir yük yıkılmaya yüz tutmuş bir durumdayken çıkardığı sese ve eklem yerlerinin, kemiklerin çıtırtısı vb. sesler için kullanılmıştır. Buna göre "inkad-ı zahr" yükün sırta ağır basarak kemiklerini çatırdatması veya zayıf düşürmesi, bitkin ve güçsüz hâle getirmesi demek olur.[2]

Ayetteki "vizr" kelimesinden kastın da günah olduğu şeklinde açıklama yapılmıştır.[3] Kurtubi de "Yani biz, senin üzerinden daha önce için-de bulunduğun cahilî hâlleri kaldırdık." şeklinde bir mana ile izahat yapmıştır.

Katade ayete dair açıklamasında şöyle demiştir: "Peygamberin kendisine ağır gelen birtakım günahları vardı, Allah, bütün bu gü-nahları bağışladı." [4]

"Bu bir misaldir, şöyle demektir: Eğer o taşınan bir yük olsa idi, ondan belin kırılırdı. Bazıları da bundan sırta ağır gelen Peygamberlik yükünün kastedildiğini söylemişlerdir ki, Allah ona kolay olmasını sağladı, o da bu işin altından rahatlıkla kalktı." [5]

Hatta İbni Mesud ikinci ayeti: "وحللنا عنك وقرك" "Üze-rinden ağır yükünü çözmedik mi?" diye okumuştur.[6]

"Herkesin kazandığı sadece kendini bağlar. Hiçbir günah sahibi başkasının günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Ve o anlaşmazlığa düştüğünüz konularda (neyin hak ve doğru olduğunu) size haber verecektir." [7]

"Kim hidayet bulursa kendi lehine hidayeti bulmuş olur. Kim de sapıtırsa kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günah sahibi başkasının günahını yüklenmez. Biz Peygamber yollamadan azap edecek değiliz." [8]

"Kim de ondan yüz çevirirse; şüphesiz ki o kıyamet günü bir günah yüklenecektir." [9]

Kur'an-ı Kerim'de "vizr" günah ve yük anlamında kullanılmıştır. Müfessirlerin kimisi günah olarak kimisi de davetin zorluğundan getirilen bir misal olarak değerlendirmede bulunmuşlardır.

Allah Rasûlü'nün de İslam davetinin başında zorluklarla yüz yüze kalmaması ve bu misyonun ağırlığı altında ezilmemesi için Allah böyle bir lütufta bulunmuş ve ona bu davayı taşıyabilecek bir güç vermiştir.

Vizr/Yük Taatlerle Azalır, Masiyetlerle Ağırlaşır

İnsan üzerindeki yükün, şeriata teslimiyetle azalıp, günah ve masiyetlerle ağırlaşacağı yadsınamaz bir gerçektir. Her kul bir yolcu gibidir. Yolculukta aldığı ağırlıklar oranında yolun engellerini aşması, hedefe planladığı veya istediği zaman varması zorlaşır. Zihni ve kalbi vuslatta olanın, gözleri dünya "ağırlıkları"nda olmaması gerekir. Bedenin anbean Allah'a seyrettiği, zamanın yaşamın baharı olan gençliği törpüleyerek hızla ilerlemesi karşısında kalbin "ağırlıklar"a iştiyak duyması ne mümkün? Tüm seslerin kesileceği ve fısıltıdan başka bir şeyin duyulmayacağı[10] o günde yolcu olunmasına rağmen alınan ağırlıklar ne başkasına yüklenecek ne de satılacaktır…

"Kişinin sırtındaki yük ağırlaştığında, bu kalbin Allah'a yürümesine ve organların Allah'a itaat için hareketlenmesine engel olur. Sırtında böyle ağır bir yük taşıyan kimse yolculuk mesafesini nasıl kat edebilir? Günahların alıştırdığı bir kalp Allah'a nasıl yönelebilir? Oysa bu kimse eğer günah işlemekten vazgeçip yükünü indirirse, işte o zaman yeniden canlanır, derin bir özlemle Rabbine uçarak gider, içinde bulunduğu zorluklar kolaylığa dönüşür." [11]

Ağırlık… Kıyamet gününde, sıratta dahi insanı iki büklüm edecek bir ağırlık…

"İçinizden herkes mutlaka oraya uğrayacak. Bu Rabbinin yapmayı üstlendiği kesin bir karardır. Sonra (Allah'tan) korkup sakınanları kurtarırız. Ve zalimleri orada diz çökmüş vaziyette bırakırız." [12]

Kıyamet günü sırattan geçen insanların durumuna dair hadislere baktığımızda kimisinin sıratı geçerken yıldızın kayması gibi, kimisinin göz açıp kapanıncaya kadar, kimisinin rüzgar ve kimisinin karnı üzerinde sürünerek geçeceğinden bahsedilir. Herkes takdim ettiği amele göre zorlu sırattan geçeceği zamanı düşündüğümüzde salih amellerin ve insanın yüklendiği günahların ne derece mühim bir mesele olduğunu anlarız.

Günah, kişinin karşılaşacağı olgulardan bir tanesidir. Hata ve günahtan ârî/yoksun birey düşünülemez. Allah, insanın fıtratında takva ve fücur olmak üzere iki duygu yarattığını haber vermektedir.

"Güneş'e ve onun aydınlığına and olsun. Onun peşi sıra geldiğinde Ay'a, onu açığa çıkardığında gündüze, onu örtüp bürüdüğünde geceye, semaya ve onu bina edene, nefse ve onu düzenleyene, ona hem kötülüğü hem de takvayı ilham edene (tüm bunlara and olsun ki) onu (nefsini) arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu (küfür ve masiyetle) örtüp gizleyen de zarar etmiştir." [13]

"Allah yedi ayrı yemin ediyor. Bu, Müslümanların dikkatini çekmek içindir. Yemine ihtiyacı olmayan, en doğru ve en açık söze sahip olan Allah yedi ayrı yeminle zikredeceği hükmü pekiştiriyor. Peki nedir bu kadar yeminle pekiştirilen:

"Ona hem kötülüğü hem de takvayı ilham edene…"

İnsanın dikkati bu noktaya çekilmek isteniyor. İnsan yaratılış itibariyle mayasında fücuru da takvayı da beraber taşır. Ve asıl önemli olan zikrediliyor:

"Onu (nefsini) arındıran kurtuluşa ermiştir"

Kurtuluş... Tüm Müslümanların peşinden koştuğu ve amelleri neticesinde elde etmek istedikleri nokta: Kurtuluş... Yani Allah'ın subhanehu ve teâlâ rızası ve cennetler. Bunun yolu tezkiye/arınmadır. Nefsi taşıdığı kirden arındıran, bunun için çalışanlar muhakkak kurtulacaktır. Tehlikeyse nefsi kendi hâline terk etmektedir.

"Onu (küfür ve masiyetle) örtüp gizleyen de zarar etmiştir."

Yani onu kendi hâline terk eden, takvayla işlemeyen kaybedecek, zarara uğrayacaktır." [14]

Buradan hareketle Allah'ın arınma eylemine dikkat çektiğini ve her kulun muhakkak bu eylem ile kulluk mücadelesini devam ettirmesi gerektiğini söyleyebiliriz.

İslam, bireylerin karşılaşacağı ve içine düşebilmesi muhtemel ve tabii olan günahlardan/yüklerden kurtulma reçetesi vermiştir. O da taat cinsinden olan amellerin işlenmesidir. Rutin yapılması zorunlu olan amellerin haricinde Allah'a yakınlaştıran amellerin arttırılması yükünü atmaya çalışan kişiler için önemlidir. Gün içerisinde insanlarla ihtilat hâlinde olup da her türlü kiri üzerine toplaması tabii olan bir ferdin bunlardan arınabilmesinin yollarından bir tanesi de budur.

Özellikle davet sahasında faal olan bireylerin sosyal ve ferdî düzeyde sorunlarla karşılaşması ve bu sorunlara göğüs germesinin temel reçetesinin taat olduğunu zihinlerinde canlı tutmalıdırlar. Aksi hâlde şeytan, büyük bir hayır içerisinde bulunan bireyi farklı bir girdaba sokacaktır. Bu da hayır içerisinde şer yollara tevessül etmesi, hatta hayır yollarını şer yollarına çevirmesidir.

Selefin imanı tanımlarken bidat ehli ile arasındaki mesafeyi kalın çizgilerle belirtmek için kullanmış olduğu tariflerden biri de "İman, taatlerle artar, masiyetlerle azalır." ifadesidir. Bu ifade, aslında insanın iç dünyasındaki imani duyguların sabit kalmadığını göstermektedir. Dolayısıyla insan taat ikliminden bir adım uzaklaştığı an masiyet iklimine yaklaşmış olur. İnsan bunun farkında olmaz fakat iç dünyası, sadrının darlığı ve hâli pür melali buna şahitlik eder. Zahiren bir ferttir. Fakat içerisinde bir fert daha belirginleşmeye başlar. İdrak kapasitesi taatlerden uzaklaşma, gizli ve açık günahların kapılarının aralanması ile daraldıkça daralmaya başlar.[15]

Hiç şüphesiz günah nefsi doyurmaz, nefsin alan genişletmesine sebebiyet verir. Böylece nefsin günaha olan tamahı daha çok artmaya ve kişinin benliğindeki günah kapasitesini daha da arttırmaya başlar. Artık tehlike çanlarının farkında olmayan nefis, alışkanlık ve hobi hâline getirdiği günahları hayatının bir parçası hâline getirmeye başlar.

Rabbine seyreden her kulun ve hususen İslam ümmeti için davasına kuvvetle yapışanların[16] ve hedefleri büyük olan kimseler için bu yüklerden kurtulmaları kaçınılmazdır. Bunun en etkili reçetesini de son ayetlerde daha iyi müşahade edeceğiz. Mühim olan hangi girdaba girerse girsin insanın Rabbinden ümitvar olabilmesidir. Allah bu ayetleri sadece Rasûl'e değil bizlere müjde olsun diye de indirmiştir.

Rasûlün üzerindeki en büyük ağırlıkları indiren Rabbin, kişinin günah, sorumluluk ve davet yüklerini indireceğine yakinen inanmamız gerekir. Değerli âlim İbni Kayyım'ın bu konudaki tespitleri ne de isabetlidir!

"Göklerde ve yerdeki varlıkların, karada ve denizdeki canlıların kendisi için istiğfarda bulunduğu bir kimsenin yükü nasıl indirilmez? İşlenen günah ve hatalar, kişinin gönlünü daraltır, onu sıkar, yükünü ağırlaştırır ve şanını alçaltır. Gönül darlığı, o kişinin şanını düşürüp yükünü artırır. Bir insanın günah işlemesi ve hataya düşmesi, ancak gönlünün genişlemesi ve içinin daralması nedeniyle gerçekleşir. İnsanın gönül darlığı arttıkça, günah işlemeye ve hata yapmaya daha çok eğilimli hâle gelir. Çünkü günah işleyen, sadece gönlünü rahatlatmak ve içinde bulunduğu sıkıntı ve darlığı başından salmak amacıyla günah işler. Oysa bu kimsenin gönlü, tevhid, iman, Allah sevgisi ve marifeti ile genişlemiş olsaydı, o kişi gönlünü günahlarla genişletmeye ihtiyaç duymazdı. Bu yüzden, Allah'ın yasaklarını işleyenlerin çoğu, kendilerini içinde bulundukları gam, keder, sıkıntı ve darlıktan kurtarmak için bu yasakları çiğnerler. Çoğu defa bu günahlarla nefsi arzu ve istekleri gerçekleşir. İşledikleri bu günahların kendilerine şifa verip iyileştirdiğini sandıkları için de onları bir alışkanlık hâline getirirler." [17]

Allah subhanehu ve teâlâ kendisine hakkıyla kul olma mücadelesi verenleri taatlerin ikliminden ayırmasın. Vizr/Günahın bataklığından uzak tutsun. Allahumme Amin.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile…

 

 

[1]        .     94/İnşirah, 2-3

[2]        .     Bkz. Mefatihu'l Gayb, Fahreddin er-Razi; Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri

[3]        .     Mücahid

[4]        .     En-Nuket ve'l-Uyun, Maverdi 5/297; Tefsiru Abdurrezzak

[5]        .     Zadu'l Mesir, İbnu'l Cevzi

[6]        .     Fethu'l Kadir, Şevkani. İbni Atiyye, el-Muharriru'l Veciz adlı eserinde (5/497) bu kıraatin şaz olup, mütevatir olan kıraatlerden olmadığından bahsetmiştir.

[7]        .     6/En'am, 164

[8]        .     17/İsra, 15

[9]        .     20/Taha, 100

[10]       .     "O gün uymaktan başka çareleri olmayan davetçinin (sesine) uyarlar. Rahman'ın (azametinden ötürü) tüm sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey duyamazsın." (20/Taha, 108)

[11]       .     El-Kelam Alâ Meseleti's Sima, İbni Kayyım

[12]       .     19/Meryem, 71-72

[13]       .     91/Şems, 1-10

[14]       .     Müslümanların Allah'a Karşı Sorumlulukları, Ebu Hanzala Hoca. Furkan Basım Yayın

[15]       .     "Allah, kimi hidayet etmek isterse onun İslam'ı kabul etmesi için göğsünü genişletir. Kimi de saptırmak isterse gökyüzüne yükseliyormuş gibi göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Böylece Allah iman etmeyenleri pisliğe mahkum eder." (6/Enam, 125)

[16]       .     "(Hatırlayın!) Hani bir zamanlar sizden söz almış ve Tur dağını tepenizde yükseltmiştik. (Ve demiştik ki): Size verdiğim (kitaba) kuvvetle yapışın ve içindeki (öğütleri) hatırlayın ki sakınıp korunabilesiniz." (2/Bakara, 63)

[17]       .     El-Kelam Alâ Meseleti's Sima, İbni Kayyım

Bu Sayfayı Paylaş :