Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Yalnızca Rabbine Rağbet Et! Özcan YILDIRIM

2018-09-19

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (1) وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (2) الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ (3) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (4) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (5) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (6) فَإِذَا فَرَ غْتَ فَانْصَبْ (7) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ (8)

1. Biz göğsünü genişletmedik mi?

2. (Nubuvvet öncesi hatalarını veya nubuvvetin ağır) yükünü üzerinden indirmedik mi?

3. Ki o yük senin belini bükmüştü.

4. Senin şanını yüceltmedik mi?

5. Hiç şüphesiz ki, zorlukla beraber kolaylık vardır.

6. (Evet) zorlukla beraber kolaylık vardır.

7. (Öyleyse) boş kaldığında, hemen (ibadet ve taate koyul ve) yorul.

8. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Allah’a hamd Resûlü’ne salât ve selâm olsun…

“Ve yalnızca Rabbine rağbet et.”

Önceki yazılarımızda Şerh/İnşirah suresinin tefsirine dair mülahazalarımızı paylaşmaya gayret etmiştik. İki ay aradan sonra Allah’ın izni ve inayeti ile kaldığımız yerden devam etmeye çalışacağız.

Allah subhanehu ve teâlâ surenin ilk altı ayetinde nimetlerini hatırlatmıştı. Biz de bunları konu edinip açıklamaya çalışmıştık.

En son “(Öyleyse) boş kaldığında hemen (ibadet ve taate koyul ve) yorul.” ayeti üzerinde durup, bunun anlamlarından bahsetmiştik. Bu yazımızda da ilgili surenin son ayeti ile bu surenin tefsirini nihayete erdirmiş olacağız inşallah.

Şunu belirtmek gerekir ki ayetin lugavi boyutu, emrin önemine dikkat çekmektedir. Üslup itibari ile Arap dilindeki "hasr" ifade eden bu cümle gözümüze çarpıyor. Arap dilinde ehemmiyetine binaen bir kelimenin/cümlenin öne alınıp diğerinin sonda bahsedilmesine "hasr" denilmiştir. Bu da ifadenin önemi ve vurgu yapılacak mesaj için önemlidir.

Buna dair anlaşılır bir örnek Fatiha’da mevcuttur. "إِيّاكَ نَعبُدُ وَإِيّاكَ نَستَعينُ/iyyâke na’budu ve iyyâke nestain" cümlesinde "إِيّاكَ/iyyâke" ifadesinin öne alınması, "Sadece sana ibadet eder, sadece senden yardım dileriz." anlamının meallere yansımasına sebep olmuştur.

Aynı durum bu ayette de söz konusudur. O hâlde Türkçede bunu ifade eden "sadece, yalnızca" gibi ifadelerle bu ayeti anlamamız gerekir.

Ayette geçen "rağbet" kelimesi, Arapça'da sevilen bir şeyin olmasını istemek, yönelmek, sevilen bir şeye kavuşmayı istemek ve ona isteğini yönlendirmektir.

Son iki ayeti bir daha gözlerimizin önüne getirip, surenin atmosferi bağlamında bir daha okuyalım:

“(Öyleyse) boş kaldığında hemen (ibadet ve taate koyul ve) yorul. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.”

Davetin zorlukları arasında göğsünü genişleten, davetin ve davanın ağırlığını omuzlarından indiren, davetin engellerini senin için kaldıran, senin zikrini, şanını ve namını dünya ve ahirette yücelten, zoru kolay kılan ve tüm zorluklara göğüs germeni sağlayan Rabbini unutma. O’nun karşısında dikil. O’nun karşısında taat ile yorul.

Boş kaldığında nefsinin arzu ve hevalarına dönen, onu tatmin için adeta yarışan dünya ve hevaperestler gibi olma. Sevincinde, tasanda, dar ve genişlik anında Rabbini hatırla. Davetinden, cehd-i gayretinden boş kaldığında O’nun karşısında dikil. Hüznünü, kederini, şekvânı ve derdini O’na yönlendir.

O’nun dergâhında durduğunda sadece O’na yönel. İsteğini, arzunu ve taleplerini sadece O’na yönlendir.

Tevhidin hakikati de bu ya!

Sadece O’na yönel. O’ndan iste ve O’nu ibadette birle. Hayatta aklına gem vuran şeytanın telkin ettiği şerikleri “Sadece Rabbine rağbet et!” diyerek parçala. Bu ayeti yüreğinde tevhidin imamı olan İbrahim’in aleyhisselam balyozu kıl.

İnsanoğlunun şu varlık âleminde yöneldiği, rağbet ettiği tek varlık Allah olması gerekirken o, olaylar karşısında Rabbini zikretmeyi ve O’na rağbet etmeyi unutabilmektedir. Özellikle her şeyin mebzul/bol olduğu şu çağımızda Allah’tan, O’na ve yanındaki nimetlere rağbet etmekten alıkoyan o kadar şey var ki!

Globalleşen dünyanın kula verdiği zararlardan biri de Allah’a rağbetin, O’na yönelmenin azalmasıdır. Buna karşılık ise yaratılana, fani olanlara yönelme ve bunlara dair bir yarış içerisinde olmak…

Çevremizde dünya ve içindekilere dair yarışın çılgınca olduğunu müşahede ediyoruz. Şurası da bir gerçek ki insanın sürekli gördüğü, duyduğu ve hissettiği bu yarış, çılgın rağbet, kalplerimize oradan da sulûkumuza ve ahlakımıza doğrudan ilmek ilmek etki ediyor.

Bunun bir sonucu olarak da Allah’a sunduğumuz ve ona yöneldiğimiz eylemlerimizin içi boşalmaya başlıyor. Geriye sadece görüntüsü olan, içi boş, kelimeler ve şekilden ibaret olan ibadetler kalıyor.

Şuurlu bir mümin dünyaya ahiretin tarlası olarak bakar. Karşılaştığı hadiselerde tek yöneldiği, tek merci saydığı, tek itminan duyduğu Rabbi ve Rabbine taalluk eden hususlardır. Allah subhanehu ve teâlâ da bizden yüzünü kendisine muhsin olarak dönmüş bireyler olmamızı istiyor:

“Kim de muhsin/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışan bir kimse olarak, kendini Allah’a teslim ederse muhakkak ki o, sapasağlam kulp olan (Kelime-i Tevhid’e) yapışmış olur. İşlerin akıbeti Allah’a varır.” [1]

Bunun gereği olan husus da sadece O’nun yanındakilere göz dikmektir. Dünyada ise sadece O’ndan istemek, O’ndan gelene rağbet etmektir.

Bu da bir yönüyle tevhidin özü, hakikati ve esasıdır.

Geçen günlerde yaşadığım bir hadiseden örnek vermek istiyorum:

Cezaevinin havalandırmasında Kur’an tekrarlarını yapıp yürüyordum. Bir karınca öğlen sıcağında aynı yerde dönüp duruyordu. O da bu zindana düşmüştü ama garip bir şekilde dönüp dolaşıyordu. O vakit hareketleri dikkatimi çekmemişti. İkindi sonrasında gördüğümde yine aynı yerde idi. Daha sonra yağmur çiselemeye başladı. Önüne bir damla düştü. Gidip kana kana içti. Hem de yağmur damlasına odaklanmış ve hareketsiz bir şekilde. Zavallı hayvancağızın meramını anlayamamıştım. Daha çok içsin diye de su getirdim. Sağına döktüm, soluna kaçtı. Soluna döktüm başka tarafa kaçtı. Üzerine hafifçe su döktüm. Bu döktüğüm sudan kurtulup kuru bir yere gitti. Ardından gökten inen bir yağmur damlasını daha buldu. Yine ona yöneldi ve kana kana içti… Subhanallah! Allah subhanehu ve teâlâ bu hayvanları fıtrat üzere ne güzel yaratmış!

Evet! Bizim rağbetimiz halisane bir şekilde Allah’tan gelene olmalıdır. İnsanları bir kenara bırakmalı, rağbet ve isteklerimizi sadece O’na yönlendirmeliyiz. İnsanlar, hata yaptığımızda, yaptığımız onca iyiliğe rağmen hiç yapmamışçasına bize sırtını döner ve yüzüstü bırakır. Sabrı, hataya tahammülü yoktur insanoğlunun…

Ama âlemlerin Rabbi olan Allah böyle mi? Onca isyanımıza, fıskımıza ve O’ndan uzaklaşmamıza rağmen gece gündüz ellerini açan değil midir? Kullarına karşı merhametli, onların tevbesine sevinen değil midir? Elbette ki öyledir.

Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah buyurdular ki: 'Allah, kulunun tevbesine şu adamın sevinmesinden daha çok sevinir: Adam yolculuk halindedir. Bir susuz çölde bindiği devesini kaybetmiştir, onu aramaya koyulur. Sonunda aramaları adamı cidden yorup aciz bırakınca (susuzluk ve sıcaktan olduğu yerde ölmek üzere, yere yatar), elbisesini başına çekip örtünür. İşte kendisi o halde iken, devesini kaybettiği yerde hayvanın ayak seslerini duyar. Yüzünden örtüyü kaldırır ve karşısında devesini görür.' "[2]

Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Peygamber buyurdular ki: 'Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir.' "[3]

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: 'Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve; 'Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım' der.' "[4]

Allah’ın rahmeti ve merhametini her düşündüğümüzde O’na karşı rağbetimiz artmalı, insanlardan O’na doğru firarımız çoğalmalıdır.

Şurası unutulmamalıdır ki son iki ayetteki iki ilkeye riayet etmek; insanın üzerindeki yükün hafiflemesine, gönlünün genişlemesine ve zorlukların da kolayca üstesinden gelmesine sebebiyet verir.

Allah subhanehu ve teâlâ bizi gönlü geniş, yükü hafif, kendi katında şanı ve derecesi yüksek, işleri kendisine kolaylaşan ve her daim kendi huzurunda dikilip, rağbet eden kullarından eylesin.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun" duamız ile…

Özcan Yıldırım

4 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi

Silivri/İstanbul

 

[1]        .     31/Lokman, 22

[2]        .     Buhari, Müslim, Tirmizi.

[3]        .     Müslim

[4]        .     Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud.

Bu Sayfayı Paylaş :