Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Yeniden İman Çağrısı – 3 Özcan YILDIRIM

2012-10-01

İnsanın istikamet, Allah'a kulluğunun merkezidir kalp. Kalp ile ilgili en kapsayıcı ve beliğ tanım hadiste geçen "Kalp meliktir. Organlar ise onun askerleridir" (el-Camiu's-Sağir, Ebu Hureyre) ifadesidir. İnsanın hayatının tüm alanlarında, bunu görebilmemiz mümkündür. Nitekim aile birimindeki duruma baktığımızda güzelliklerin, hayırların yanı sıra sorun yumağı oluşmasının temel sebebi aileyi çekip-çeviren, yönetici konumunda olan bireyden kaynaklandığı görülmektedir. Duruma daha farklı bakabiliriz. Örneğin, bir ekinin verimli olma sebebinin, ilk başta köküne ve toprağına bağlı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Kök ve toprağın uyumluluğu ile, ürünün kalitesi doğru orantılıdır.

Bu duruma İbrahim Suresi'ndeki ayetler şahitlik etmektedir. Zira Allah subhanehu ve teâlâ ayetlerde sözü "Kelime-i Tayyibe" ve "Kelime-i Habise" diye ikiye ayırmış ve bunların köklerine bağlı olduğunu vurgulamıştır.

"Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer." (14/İbrahim, 24-26)

Görüldüğü üzere Allah bir şeyin kökünün sağlam oluşu ile olmayışının arasını birbirinden ayırmaktadır. Ayetlerin hemen akabindeki ayette iman edenlerin imanlarında sabit kalmasını da sağlam söze bağlamaktadır.

"Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar." (14/İbrahim, 27)

Kalplerimizi düşünürken, onlar hakkında ıslah politikaları güderken, meseleye kalbin köklerinden bakmaya başlamak gerekir. Kalbi köklerinden sarsan günahlar, haramlar, isyanlar vs. izharını zahirde göstermektedir. Ayette de geçtiği üzere imanımız bir ağaç ise, ona güzelce bakan bir bahçıvan da olabiliriz, onu nadasa bırakan bir çiftçi de olabiliriz. Ağacın işlevselliği yok ise, onun adı sadece ağaçtır. Fakat çevresine güzel görüntü veriyor, insanlara birçok yönden fayda sağlıyorsa, burada kuru bir ağaç söz konusu dahi değildir.

Ezcümle, zahirin güzelliği batına, köklere bağlıdır. Batın, güzelliğini zahirine yansıtan bir ayna mesabesindedir. Kalp de insanın merkezi olduğu için kalbin salahı, insanın tüm hayatının salahı demektir.

"Dikkat edin, bedende bir et parçası vardır ki, o düzelirse bütün beden düzelir, o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin o kalptir." (Buhari)

Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem "...dikkat edin..." dediği kalp, en hassas organlardan birisidir. Kalp, kelimesinden türemiş olup, bir şeyin dönmesi, çevrilmesi manalarına gelir. Kalp, çabucak dönen, sebatı da zor olan olduğu için bu ismi almıştır.

"Kalbe, kalp denilmesinin sebebi çok değişken olmasındandır. Kalbin misali çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan kuş tüyünün misali gibidir. Rüzgâr onu bir oraya, bir buraya savurur." (İmam Ahmed, 4/408)

Bir diğer rivayette: "Kalp, çöldeki rüzgârın bir alta, bir üste çevirdiği bir kuş tüyü gibidir." (İbni Ebi Asım'ın rivayeti ile. İsnadı sahihtir)

"Âdemoğlunun kalbi, kaynar vaziyetteki tencereden daha hızlı alt üst olmaktadır." Hakim, Müstedrek)

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: "Âdemoğlunun bütün kalpleri, bir kişinin kalbi gibi Rahman'ın parmaklarından iki parmağı arasındadır. Onu dilediği gibi çevirir" buyurduktan sonra "Ey kalpleri evirip, çeviren Allah'ım kalplerimizi taatine çevir" (Müslim, 2654) diye dua eder.

Hadislerden anlaşıldığı üzere kalbin süratle döndüğü, bunda kulun hiçbir payının olmadığı, tamamen Rahman'ın tasarrufunda olduğu açıktır.

Zahir, Bâtının Aynasıdır!

Kişi ne kadar batınını ihlasla bağdaştırırsa bağdaştırsın, yine de zahir amellerinin, batının göstergesi olacağını bilmelidir. Yoksa bir takım safsatacıların, zahiren her türlü habis ameli işleyip de batınîcilik oynamasına da söz edilmemesi gerekir. Zira onlar da meseleyi buraya bağlamaktadırlar. "Dikkat edin, bedende bir et parçası vardır ki, o düzelirse bütün beden düzelir, o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin o kalptir." (Buhari) hadisinin bunlara güzel bir cevap olmasının yanında bir de meseleyi kalemi ve kılıcıyla bu dini savunan Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye'den dinlemekte yarar var:

'Bu ikisi birbirinin aynası niteliğindedir. Batın düzelirse, zahirin de düzelmesi gerekir. Batın bozulursa, mutlaka zahiri de etkiler.'

Batının bozulmasını günahlar tetiklemektedir. Yapılan veya yapıldığında rahatsızlık dahi duyulmayan onca günahın nelere sebebiyet vereceğini hem Kur'an'dan, hem Sünnet'ten hem kendi yaşantımızdan görmemiz mümkündür. Örnek aldığımız sahabe nesli bile yaptığı günahların karşılığını görmüşlerdir.

Örneğin, Allah subhanehu ve teala Uhud günü yaşanılan hezimetin temel sebebini, batında işlenen günahlara bağlaması bunun en bariz göstergesidir.

"(Uhud'da) iki ordu karşılaştığı gün, sizi bırakıp gidenleri, sırf işledikleri bazı hatalar yüzünden şeytan (yerlerinden) kaydırmıştı. Yine de Allah onları affetti. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, halimdir." (3/Ali İmran, 155)

"Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah, (günahların) çoğunu affeder." (42/Şura, 30)

Bu ayetin tefsirini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle yapmıştır:

Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: 'Bir kula isabet eden az veya çok felaketler ancak günahı sebebiyledir. Allah ise günahların çoğunu bağışlıyor.' buyurdu ve "Başınıza gelen musibetler kendi ellerinizin kazandıkları yüzündendir. Allah ise günahlarınızın çoğunu bağışlıyor." (42/Şura, 30) ayetini okudu." (Tirmizi, Tefsir, 44/3252.)

Ali radıyallahu anh şöyle diyor: "Allah'ın kitabındaki en faziletli ayeti size haber vereyim mi? O ayeti Rasûlullah bana söyledi (ve buyurdu ki): 'Başınıza gelen musibetler kendi ellerinizin kazandığı günahlar yüzündendir. Allah ise günahların çoğunu bağışlıyor.' "(42/Şura, 30) ayetidir. Ya Ali! O ayeti kerimeyi sana tefsir edeyim: 'Size dünyada hastalık, ceza ve bela (ve benzeri) isabet eden musibetler kendi ellerinizin kazandıkları günahlar yüzündendir. Allah; (dünyada cezasını verdiği günaha) ahirette ikinci bir defa ceza vermez. O çok kerimdir. Dünyada affettiği bir günaha ahirette ceza vermez. O çok halimdir.' " (Kurtubi, 16/30)

Başka bir ayette de Allah subhanehu ve teâlâ insanların işlediği günahların tüm yeryüzüne sirayet edeceğini Kitab'ında vurgulamıştır.

"İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat belirdi ki, Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; umulur ki (tuttukları kötü yoldan) dönerler." (30/Rum, 41)

Kul basit gördüğü, lakin kalbine çizgi çizgi arz olan günahları işledikçe, yaşantısında etkilerini görmektedir. Hatta kul, ibadetine semavi bir engel olsa da bunun kendi işlediği günahlardan olduğunu bilmelidir.

Bir adam Hasan-ı Basri'ye: ' 'Ya Hasan! Sağlığım yerinde olduğu, geceyi ibadetle ihya etmekten hoşlandığım ve hatta abdest suyunu hazırladığım halde gece bir türlü kalkamıyorum. Bunun sebebi ne olabilir?' diye sorunca Hasan-ı Basri şöyle cevap verir: 'Günahların seni bırakmıyor. Kul gündüz, gece ibadetine bağ olan günahlardan sakınmalıdır.' '

Görüldüğü üzere kalp imanın merkezi olduğu için kişi imanına, ameline halel getiren etmenlerden kaçınmadığı sürece hem kalbinde, hem de zahirinde, yaşantısına yansıyan depremleri yaşamaya mahkum olmaktadır. Örneğin kişinin sabah namazına kalkamaması semavi bir engel olsa da buna 'semavidir' demek, topu şeytana atmak olur. Hâlbuki imanının salahını düşünen kişi, bunu mutlaka kendi amellerine bağlar.

İman Zayıflığının Diğer Alametleri

Bunlar kendi nefislerimizi sınamak için birer kıstastır. Bunlar hayatımızda var ise, kendi nefsimizi acile kaldırmalı ve Allah ve Rasûlü'nün koymuş olduğu tedaviye sarılmalıyız.

1. Masiyet ve Günahlara Çabuk Dalmak:

Günümüzde etrafımızı çepeçevre kuşatan o kadar günah ve masiyet var ki, onları saymak kum tanesini saymaya benzemektedir. Zira nereye el atılsa orada bir masiyet, Allah'ın pak dinin hürmetini çiğneme, şiarlarına küçük ve büyük saldırı söz konusudur. Bunun yanında Müslümanların günahlara dalması ise an meselesi olmuştur. Müslüman birey kendisini muhafaza etmez, günahları küçük ve büyük diye ayırırsa, şeytanın tuzaklarından ilkine düşmüş olur.

Masiyetlerin çok olmasının yanında çekici, cazip, meşakkatsiz ve süslü olması kişiyi bunlara doğru sürüklemektedir. Masiyetler öyle bir hale gelmiştir ki, vücuda giren uyuşturucu bir madde haline benzemektedir. Kişi bunun geçici de olsa lezzetini tattıkça, bağımlı bir hale gelmektedir. Artık dün olabildiğince sakınılan günahlar, karşısına çıktığında tereddütsüz kabul edilen bir mesele haline gelmiş olmaktadır.

Kişinin şeytanın attığı yemlere kolayca dalmasının arkasında iman zayıflığı vardır. Kişi artık haramlara, masiyetlere kolayca dalar olur. Aslında şeytan küçük görünen, fakat günden güne filiz gibi büyüyen bir tohum atmıştır. Kişi bunun farkında dahi olmaz. Öyle bir duruma gelir ki, artık küçük gördüğü masiyetleri alenî yapar. Bu da kişinin felaketlerin en büyüğüne uğraması demektir.

"Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı alenî işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: 'Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!' der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı alenî işlemenin bir çeşididir." (Buharî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52, (2990).)

Örneğin, gıybet masiyetlerden bir tanesidir. Kişi bunun ateşe girmesine sebebiyet vereceğini bilir ve yanaşmaz. Hatta yapılmamasına dair insanları irşad eder. Lakin şahsi bir takım meselelerden dolayı veya ıslah etmek adına şeytanın o kişiyi ağına sağdan yaklaşarak almıştır. İlk önceleri yapsa da tevbe edip, üzüldüğü bir masiyet, sonraları alenî yapılan bir günah haline gelmiştir. Bugün İslamî ortam adı altında işlenen en büyük masiyetlerden birisi de bu olsa gerek. Hangi cemaatte ne olmuş ne bitmiş, kim ne demiş, kim kiminle cedelleşmiş, kimin ne hatası veya yanlışı var vs. hepsi gündemlerini meşgul eden, gıybet ve masiyete açık, dalması ve boğulması an meselesi olan bir yer haline gelmiştir bu ortamlar.

Bu ve buna benzer birçok çeşit günahı buna örnek verebiliriz. Şeytan Müslüman bireylerin kalplerinde depremler oluşturacak küçük bir kıvılcım atıyor iken, onun tuzağına düşen birey ise o kıvılcımın üzerine barut dökerek, hem kendisine hem de Allah'ın kendisine verdiği İslam emanetine hıyanet etmiş olmaktadır.

Bu Sayfayı Paylaş :