Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Zeynep Bayancuk ile Röportaj MAHİ

2015-01-05

 

1. Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Zeynep Bayancuk. 1981 İnegöl doğumluyum. Aslen Ardahanlı'yım. Uludağ Üni. İlahiyat Fak. D.K.A. Bölümü mezunuyum. Kısa bir memuriyet hayatının ardından istifa ederek Daru'l Erkam'da eğitim öğretim çalışmalarına başladım. Halen bu hizmeti sürdürmekteyim.

2. Cezaevi sürecinde Müslüman kadınlara tavsiyelerinizi almak istiyoruz. Bu konudaki tecrübenizden söz eder misiniz?

Şu an itibariyle üçüncü cezaevi sürecini yaşıyorum. Rabbimden dileğim ilk iki süreçte olduğu gibi bu dönemi de kolaylıkla atlatabilmektir.

Cezaevi hem erkek hem kadın için ağır bir imtihan. Bu imtihanın karı koca açısından en vahim gerçeği, evlilik müessesesinin sekteye uğruyor olmasıdır. Meşakkatli yolculukların ardından kimi haftada, kimi yirmi günde, kimi ayda bir yaptığınız ziyaretlerde size bahşedilen; kirli camların ardında telefon eşliğinde en fazla bir saatlik konuşma ya da biri asker ikisi gardiyandan oluşan üç çift gözün bakışları altında yaptığınız açık görüşlerin hiçbirinde kendinizi tam ifade edemiyorsunuz. Sizinle beraber gelen ziyaretçilerin varlığı, yan masalarda oturan ve diğer mahkumları ziyarete gelen erkek ve çocukların her birinin eşinizle yaptığı kısa selamlama konuşmaları, dışarda ne olup bitiği ile alakalı kısa malumatlar, ihtiyaçların konuşulması, iletilmesi gereken mesajları bildirme, derken görüş bitiyor. Sizinle beraber gelen diğer aile fertleri ya da üçüncü şahısların varlığını da sayarsak size hiçbir şey kalmıyor. İşte böyle zamanlarda mecburen sevginizi, özleminizi, hasretinizi içinize gömüp gerisin geri geliyorsunuz. Sonra eşinizle aranıza sanki bir uçurum giriyor... İki arkadaş gibi oluveriyorsunuz.

Müslüman kadın ve erkeklerin buna engel olması gerekir. İslam'ın izin verdiği sınırlara riayet etmek kaydıyla sevginin, özlemin hiç değilse en asgari düzeyde ifade edilmesine, baş başa zaman geçirmeye gayret edilmelidir. Eşlerle beraber ziyarete gelenler anlayışlı olmalı, karı kocaya fırsat tanımalıdır. Sürecin ne kadar uzayacağı bilinmez... Duyguların kesintiye uğraması bir evliliği bitirebilecek dinamit gibidir.

3. Müslüman kadının cezaevine bakışı nasıl olmalıdır?

Müslüman kadın cezaevini bir fırsat olarak görmeli. Arınmak için bir fırsat... Hatalarını fark etmek için bir fırsat... Günahlardan tövbe etmek için bir fırsat saymalı bu süreci... Kârda olduğunu düşünmeli. Bu bir lütuf demeli. Çünkü kişiye hüzün, gam, tasa hatta keder isabet etse; bu onun günahlarına kefaret olur diyor Rasul sallallahu aleyhi ve sellem. Esaret ayrılıktır. Ayrılık da hüzündür. Bu hüzün masiyetlerin kefareti olacaktır inşallah.

Cezaevi ayrıca kişinin kendini tanıması için de bir fırsattır. Eşim her içeriye alınışında evimi benim gibi yalnız kalan kardeşlerle paylaştım. İşte bu paylaşım ve birliktelikte kendinizi tanıma imkânı yakalıyorsunuz. Fedakâr mıyım, bencil mi; cömert miyim, cimri mi; hoşgörülü müyüm, kırıcı mı; yumuşak başlı mıyım, geçimsiz mi; vefalı mıyım, nankör mü olduğunuzu öğreniyorsunuz. Allah'ın kendine rahmet ettiklerinden iseniz bu bilgi sizi ıslah ediyor. Bir insan kendini tanıdığı ölçüde rabbine yaklaşabilir. Zira; zaaflarını, eksiklerini bilmeyen insan kendini ıslah etme gibi bir çaba içine girmez. Aslında bu çok büyük bir nimet.

4. Eşleri cezaevinde bulunan kadınlar bunu çocuklarına nasıl yansıtmalıdır? Bir eğitimci olarak çocukların psikolojisi açısından en uygun yaklaşım hangisidir?

Eşleri cezaevinde bulunan kadınlar, çocukları altı yaş ve üstünde ise babanın nerede olduğunu onlara söylemelidirler. Elbette ki suçsuz olduğunu, Müslüman olması nedeniyle polisler tarafından götürüldüğünü de eklemelidirler. Zira anne bunu çocuğa söylemediğinde ya da daha kötüsü çalışmaya gitti gibi tevillerle ifade ettiğinde; çocuk başkalarından er ya da geç bunu duyunca iş daha da sarpa saracaktır. Ona göre, sevgili babası gitmiş yalnız kalmıştı. Bir tek annesiydi tutunacak dalı... O da yalan söylemiş meğer kendisine... Artık yapayalnızdır. Güvenecek kimsesi kalmamıştır. İşte bu kötü sonu yaşamamak için babasının nereye ve neden götürüldüğü söylenmelidir.

5. Eşleri zindanda bulunan Müslümanların bu süreçte karşılaştıkları zorlukları aşmaları için manevi olarak nelere dikkat etmelidirler?

Müslüman bayanlar, eşleri cezaevindeyken iki fitneyle karşı karşıyalar. Birincisi nasıl olsa eşim yok diyerek her geceyi başka bir kardeşinin yanında geçirmeleri; ikincisi de hiçbir meşguliyetlerinin olmamasıdır. Her ikisi de maneviyata büyük darbeler indirir. Kadın evinde olmalı, eşinin yokluğunda yoğunluğu daha da azaldığı için boşalan vakitleri, Allah'a kulluk için harcamalıdır. Gündüzleri Müslümanlara faydalı olabileceği alanları belirleyip, hizmet etmeli; manen gönül huzurunu bu sayede elde etmelidir. Mutlaka yerine getirdiği evrad-ı ezkarı olmalıdır.

6. Günlük bir program talebinde bulunulsa neler tavsiye edersiniz?

Böyle bir talebin matlubu, ilk olarak Kur'an ezberi olmalı. Otuzuncu cüz hedef olarak belirlenmeli ve eşle organizeli bir şekilde takibatı yapılarak ezber yapılmalıdır.

Eş zamanlı olarak Riyazu's-Salihin'den günde elli hadis okunmalı ve özel bir defter tutularak her baptan kolayına gelen birkaç hadis yazılarak ezberlenmelidir. Bunun yanında çocuk eğitimi dersleri dinlemeye özen gösterilmelidir.

7. Bu durumu yaşayan Müslüman bayanların, eşlerinden beklentileri nelerdir?

Her kadının eşinden beklentisi farklı farklıdır. Ancak zannediyorum ki tüm kadınlar, görüşe giderken kat edilen uzun yolların, cezaevine varıldığında yapılan aramaların, kabinlerde, görüş salonlarında bitmek bilmeyen uzun bekleyişlerin ardından güler bir yüz, gönül alıcı bir söz, bir vefa bekliyor... Ve maalesef 'ben Müslümanım' diyen bazı erkekler, 'hoş geldin hanım' dahi demiyor... Bunu hanımlara çok görmemelidir erkekler.

Hanımlar küçük şeylerle mutlu olabilirler. Eşinin cezaevinde bir çiçeğe benzeyen taşı yanında getirerek kendisine hediye etmesiyle dahi mutlu olan kadınlar tanıyorum. El yapımı bir kart, hasretle yazılmış bir mektup, dışarıda birileri vasıtasıyla alınmış ve kargo yoluyla gönderilen ufacık hediyeler ise paha biçilmez kadının nezdinde...

8. Bu durumu yaşayan Müslüman bayanların, zindanda bulunan eşlerine nasıl davranmaları noktasında tavsiyeleriniz nelerdir?

Erkekler dışarıda olan biten ne varsa duymak isterler. Sevinç, hüzün, sorun, sıkıntı, hastalık... Ne varsa... Ben derim ki dışarıda ne yaşıyorsanız yaşayın, onlara bunu yansıtmayın. Anlatmayın. Çünkü bu dar mekânı daha da daraltmaktır eşe.

İkinci kural ise; evet siz sıkıntı çekiyorsunuz... Evin, çocukların tüm sorumluluğu sizin üzerinize kaldı. Yollar, aramalar yükünüze yük kattı. Yine de cezaevi kapısının önüne geldiğinizde yüzünüze tebessüm takıp, yorgunluğunuzu dışarıda bırakıp, gönül hoşluğu olmak üzere içeri adım atın... Göreceksiniz siz sıkıntılarınızı unutacak, eşinizi mutlu ettiğiniz için daha mutlu olarak evinize döneceksiniz.

9. Eşi zindanda olan ailelerin Müslüman kardeşlerinden beklentileri nelerdir?

Eşi zindandaki kadının kardeşlerinden en büyük beklentisi duadır. Bu beklentimiz de kardeşlerimiz tarafından fazlasıyla karşılanmıştır elhamdülillah.

10. İslami bilince sahip olmayan aile ve akrabaya sahip bayanlara, bu süreçte nelere dikkat etmelerini tavsiye edersiniz?

Bu tür aile içinde bulunan kardeşlerimizin düştükleri en büyük hata, eşlerinin kendi annelerine kırk yıldır anlatamadıkları iman, İslam, imtihan gerçeğini; eşleri cezaevine girince anlatmaya çalışmak istemeleri; bu nedenle gereksiz tartışmalara girmeleridir. Neler olup bittiğini anlamayan aileler basın yayın yoluyla dolduruşa gelip hakarete varan sözler sarf ettiklerinde de bunu kale alıp tepkisel davranmalarıdır. Meseleyi oğullarına havale ederek konuyu kapatmak ya da hüzünlü aile fertlerinin bam telini yakalayarak vela ve bera akidesini işlemek daha akıllıca bir çözüm diye düşünüyorum.

11. Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mıdır?

Son olarak eşlerin cezaevinde oluşu bir son, bir mahvoluş, küçük bir kıyamet olarak görülmemelidir. Hayat ve kulluk devam ediyor... Bu akıllardan çıkarılmamalı ve hayatın da kulluğun da hakkı verilmelidir.

Bu Sayfayı Paylaş :