Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Zor Günlerin Adamı Sadık İnsan; Hac Emirliği Murat MÜSLİHAN

2015-02-01

 

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hicretin dokuzuncu yılında hac için Ebubekir'i radıyallahu anh emir olarak görevlendirdi. Onlar yola çıktıktan sonra Allah subhanehu ve teâlâ Tevbe suresi ile bazı hükümler indirdi. İnen ayetleri Ebubekir'e ulaştırması için Ali b. Ebi Talib'i gönderdi. Ali radıyallahu anh Rasûlullah'ın 'Adba' adındaki devesiyle yola çıktı ve Ebubekir'e yetişti. Ebubekir, ona: 'Emir misin, memur musun?' dedi. Bunun üzerine Ali: 'Memurum' dedi ve yola devam ettiler.

Ebubekir radıyallahu anh, Müslümanlara hac vazifesini gösterdi. Bayramın birinci günü olunca Ali radıyallahu anh cemre-i akabenin yanında ayağa kalktı. Rasûlullah'ın emrettiği hususları Müslümanlara bildirdi. Bütün ahit sahiplerinin ahdini iade etti. Onlara dört ay kadar mühlet verdi. Ahdi olmayanlara dahi dört ay mühlet verdi. Ardından Ebubekir, insanlara bazı sahabeleri göndererek 'Bu seneden sonra hiçbir müşrik haccetmeyecek! Beytullah'ı hiçbir çıplak kimse tavaf etmeyecek' diye seslenmelerini emretti.(Peygamberimizin Hayatı ve Daveti kitabından alıntı yapıldı.)

Bu kıssa, Müslümanların başında tek bir emirin olması gerektiğini gösteren delillerden biridir. Allah'ın izniyle, bu yazıda bu konu üzerinde durmaya çalışacağım. Konuya geçmeden önce şunu bilmemiz gerekir: İslam dini, tek başına yaşanabilecek bir din değildir. Allah ve Rasûlü, Müslüman olduktan sonra cemaat olmamızı ve ayrılmamamızı bizden istemiştir.

"Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın ve ayrılmayın." (3/Âl-i İmran, 103)

"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır." (3/Âl-i İmran, 105)

" 'Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi, Allah size de din kıldı." (42/Şura, 11)

"Allah'ın bana emrettiği beş şeyi ben de size emrediyorum: cemaat, dinlemek, itaat, hicret ve cihad." (İmam Ahmed)

"Size cemaatleşmenizi emrediyorum. Şeytan, tek kişi ile beraberdir, iki kişiden ise daha uzaktır. Kim cennetin güzel yerini istiyorsa cemaate sarılsın." (Tirmizi)

"Allah'ın eli, cemaatle beraberdir." (Tirmizi)

Allah subhanehu ve teâlâ, insanları farklı fıtratlarda yaratmıştır. Herkesin bakış açışı, olaylara yaklaşımı ve öncelikleri farklıdır. Farklı fıtratlara ve kültürlere sahip insanlar bir araya geldiklerinde, cemaat olduklarında, doğal olarak ihtilaf ve karışıklık meydana gelir. Allah subhanehu ve teâlâ kendi kitabında bize bu durumu şöyle anlatıyor:

"Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin: 'Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım' sözü kesinleşti." (11/Hud, 118- 119)

Yarattıklarını en iyi bilen Allah subhanehu ve teâlâ, cemaat olan insanlar arasında ihtilaf ve karışıklık çıkmasın diye başlarında tek bir emirin olmasını ve haram olmadığı müddetçe o emirin direktiflerine göre hareket edilmesini istemiştir. Böylece, bir araya gelmekten ötürü oluşabilecek ihtilafların önünü kapatmıştır. Bu da İslam'ın fıtrat dini olmasıyla alakalı bir prensiptir. İnsanı yaratan Allah, ona iki kalp kılmamıştır. İkilik, insanın zihin ve kalp dünyasında belirsizlik ve endişeye neden olur. Bu durum ise insanın istikamet üzere olmasına engel teşkil eder.

Tek Bir Emirin Gerekliliği

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

"Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti." (21/Enbiya, 22)

İslam'da yönetim fıkhı ile ilgili kitap yazan bazı âlimler, zikrettiğimiz bu ayet-i kerimeyi 'Müslümanların başında, onları idare edecek tek bir yöneticinin bulunmasının zarureti' hususuna delil olarak takdim ederler. Ayette yerin ve göğün yaratılışı zikredildikten sonra, bu hususa vurgu yapılmaktadır. Bilindiği üzere yerde ve gökte bulunan varlıklar içerisinde, insan dışındaki diğer varlıkların tamamı, akıl sahibi değildir. Donuk ve akılsız varlıkların başında bile birden fazla ilah olduğunda düzenleri bozuluyor ise insanların başında tek bir yönetici olmaz ise onların düzenleri daha fazla bozulur. İki kişi aynı anda, aynı yetkilerle ve başta kendi arzularını önceleyerek bir toplumu idare etmeye kalkarsa, ortaya büyük bir fesat ve anarşi çıkar.

İslam nezdinde, Müslümanın canı koruma altındadır. Sebepsiz yere kimse bir Müslümanı öldüremez. Fakat Müslümanların başında tek bir emirin olması konusu o kadar hassastır ki; koruma altında olan Müslüman kanı, bu meselede heder edilmiştir.

Haksız yere Müslüman kanı akıtan kimseler için Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle der:

"Kâbe'nin yıkılması, Allah'ın yanında bir Müslümanın kanının (haksız yere) dökülmesinden daha basittir."

"İki Müslüman kılıçlarıyla karşı karşıya gelirse öldüren de, öldürülen de cehennemdedir..."

"Müslümana sövmek fasıklık, onu öldürmek ise küfürdür." (Müslim)

Bu sözlerin sahibi olan Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

"Siz tek bir emir üzere toplanmışken, ikinci biri çıkıp emirlik iddiasında bulunursa onun boynunu vurun." (Müslim)

Şeriat, üç kişi de olsa insanların kendi aralarında tek bir emir tespit ve tayin etmeden kendi başlarına yolculuk yapmalarını yasaklamıştır.

"Sizden üç kişi yolculuğa çıktığında, içlerinden birini emir seçsinler." (Ebu Davud)

Yolculuk, insanların hayatında çoğunlukla kendine özgü, keyfî olan ve günümüzdeki şartlar düşünüldüğünde, basit ve kolay meselelerdendir. En az üç kişilik bir topluluğun çıktığı bir yolculuk esnasında düşebilecekleri ihtilaf ve ihtilaf sonucunda birbirlerine verebilecekleri zarar ne olabilir? Velev ki olsa dahi çok sınırlı kalacaktır. Fakat buna rağmen İslam, bir emir olmadan üç kişinin yola çıkmasını yasaklamıştır.

İslam, üç kişinin dahi başıboş yaşamasına müsamaha göstermiyor ve müsaade etmiyorsa, insanların hem de bir ömür boyunca yığınlar hâlinde başsız/emirsiz yaşamalarına asla izin vermez.

Sahabe de bu naslardan, Müslümanların başında tek bir emirin olması gerektiğini anladı. Ondan dolayı bir araya geldiklerinde ilk başta emirlerini belirliyor, sonra yapmaları gerekenlere geçiyorlardı. Ali radıyallahu anh, hac kafilesine ulaştığında Ebubekir radıyallahu anh ona ilk olarak: "Emir misin, memur musun?" diye soruyor. Bir an bile emirlik konusunda ikilemeye düşmüyor. Ali'nin radıyallahu anh neden geldiğini dahi sormadan ilk olarak kimin emir kimin memur olduğunu belirliyor.

Tek Bir Emirin Olmadığı Cemaatlerde Ne Olur?

Tek bir emirin olmadığı cemaatlerde sürekli bir belirsizlik, karışıklık ve ihtilaf söz konusu olur. Cemaatin neye inandığı, neyi savunduğu, insanların neye davet edildiği ve hangi esaslar üzerine bir araya geldiği belli olmaz. Doğal olarak aynı cemaat içerisinde birbirine aykırı fikirlere sahip kişiler bulunur. Hatta bazen birbirlerini tekfir eden insanlar dahi aynı cemaatte bulunup beraber hareket edebilir. Oysa İslam, ihtilaf ve çekişmeyi kabul etmez. Hususen amel esnasında insanların tartışmasına neden olacak ve kalplerin veya bedenlerin ayrılmasıyla neticelenecek her çekişme ve ihtilafı yasaklar.

"Allah ve Rasûlü'ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir." (8/Enfal, 46)

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bu konuda o kadar hassas davranmıştır ki; şekilsel ihtilaflara dahi müsaade etmemiş, Müslümanları uyarmıştır. Mescitte safların bozuk olduğunu gördüğü zaman ashabını uyarır, bedenlerin ihtilafının kalplerde ihtilafa sebep olacağını söylemiştir".

"Saflarınızı düzeltiniz! Ya saflarınızı düzeltirsiniz ya da Allah aranıza ayrılık/ihtilaf kılar!" (Müslim)

Emir olarak insanları bir yere gönderdiğinde onlara özlü nasihatlerde bulunurdu. Ebu Musa El-Eşari ve Muaz bin Cebel radıyallahu anhum gibi iki güzide sahabeyi Yemen'e yolladığında onlara şu nasihatte bulunmuştu:

"Uyumlu olun, ihtilaf etmeyin." (Buhari)

İhtilafın, dinî meselelerde olduğunu gördüğünde ashabını uyarır, yeri geldiğinde onlara kızardı. Bir gün ashabının yanına çıktı. Onları, kader hakkında tartışırken buldu, çok kızdı. Âdeta yüzünde nar kesilmiş gibi rengi değişti ve ashabına: "Bununla mı emrolundunuz, bunun için mi yaratıldınız? Kur'an'ın bazı ayetlerini bazısıyla mı çakıştırıyorsunuz? Sizden öncekiler böyle yaptıkları için helak oldular!" (İbn Mace)dedi.

Bu naslardan, Allah ve Rasulü'nün ihtilafı ve çekişmeyi yasakladığı açıkça anlaşılmaktadır. Bir cemaatte birden fazla emirin olması, ihtilaf ve çekişmeye sebebiyet veriyor ise 'seddu zeri'a' babından iki tane emirin olması yasaklanır. Çünkü vacibin, ancak kendisi ile tamamlandığı şey de vaciptir.

Tek bir emirin olmayışından ötürü olan ihtilaflar, bazen tarafların birbirlerine çok sert tepki vermelerine, bazen ise Müslümanların kanlarının dökülmesine sebebiyet verir. Mesela, fıkhî mezhepler arasında birçok ihtilaf vardır. İhtilaf edilen birçok meseledeki ihtilaf nedenleri de meşrudur. Buna rağmen, insanlar birbirlerini küfür ile itham etmiş ve birbirlerine karşı sert tavırlar takınmışlardır. Bunun sebebi, o dönemlerde şeriatın maksadını tahakkuk ettirecek bir otoritenin, yani bir 'emir sahibi'nin bulunmamasıydı. Dirayetli bir yönetici, güçlü bir iradeyle bu türden içtihadi meselelerde son sözü söylemiş olsa insanlar arasındaki ihtilafların önü kesilmiş olurdu. Bundan dolayı yüce Allah, insanların dünya ve ahiret mutlulukları için sadece Kitap ve Sünnet'e uymayı şart koşmakla yetinmemiştir. Ayrıca "...ve sizden olan ulu'lemre itaat edin..." buyurmaktadır.

Ali'nin radıyallahu anh hilafet dönemini de buna örnek olarak verebiliriz: Ali'nin hilafetinde, Muaviye radıyallahu anh ikinci bir emir olarak ortaya çıktı. Böylece Müslümanların başında bir değil iki emir oldu. Peki, sonuç olarak ne yaşandı? Bu iki başlılıktan ötürü, Müslümanlar karşı karşıya geldi ve netice olarak binlerce Müslümanın kanı döküldü.

Sonuç olarak; Allah subhanehu ve teâlâ, getireceği zararları bildiği için Müslümanların başında birden fazla emirin olmasını yasaklamıştır. Müslümanların da bu rabbani buyruğa uymaları gerekir. Aksi takdirde birçok zarar ile karşı karşıya kalmaya mahkûmdurlar.(Not: Konu içerisindeki bazı bölümler 'Müslümanların Emirlerine Karşı Sorumlulukları' kitabından, bazı bölümler ise 'Suriye'de Yaşananların Değerlendirmesi' yazısından ufak değişikliklerle alıntı yapılmıştır.)

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Bu Sayfayı Paylaş :