Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Fırsatlar Ayı Ramazan 10-05-2018 Sayfa : 18-36 / Yazar : BAŞYAZI

Allah'ın adıyla...

Bizleri yeni bir sayıyla buluşturan, 'Din nasihattir' vazifesini yerine getirmemize olanak sağlayan ve bizleri dininde kardeş kılan Rabbimize hamdolsun. Salât ve selam, Nebimiz Muhammed Mustafa'ya, onun temiz ailesine, ashabına ve kıyamete kadar tâbilerinin üzerine olsun.

Varlıklar arasında insanın yeri farklıdır. Onu farklı kılan; akıl ve iradeyle donatılmış olmasıdır. Akıl ve irade, insanı farklı kıldığı gibi sorumlu da kılar. İnsan, hayvan gibi sorumluluktan âzâde; melek gibi masum kılınmamıştır. Onu üstün kılan akıl ve irade aynı zamanda onu İlah-i mahkemede yargılanabilir bir varlık kılmıştır.

Ve insan çift yönlü yaratılmıştır. Tabiatında onu varlığın en şeçkini (Eşref-i mahlukat) kılan takva da; varlığın en değersizi (Esfel-i mahlukat) kılan fücur da mevcuttur. Dünya hayatının imtihan olması biraz da insanın bu çift yönlülüğüyle alakalıdır. Takvasıyla fücurun şerrinden korunabilenler Allah'ın (cc) merhametiyle imtihanı kazananlardır. Fücurlarının peşinden sürüklenip, masiyetin ağırlıkta olduğu bir hayat yaşayanlarsa imtihanı kaybeden, sınıfta kalanlardır.

İnsanın hamuru cahillik, zulüm ve acelecilikle karılmıştır. Netice olarak da insan, aciz ve zayıftır. Çoğu zaman şeytanın vesveseleri ve nefsin arzularına yenik düşer. Günahı taatinden, artısı eksisinden, erdemi zaafından fazladır her zaman. Bir nimete şükretmişse on nimete nankörlük etmiştir çoğunlukla.

İnsanı yaratan Allah olduğundan, onun bu durumunu en iyi bilen de yine O'dur. Bu sebeple Allah (cc) insana sürekli fırsatlar sunmaktadır. Fücuruna tâbi olan insana tevbe kapısını açık tutarak en büyük fırsatı sunmuştur. Zaman, mekan ve hâl farkı olmaksızın insan istediği her durumda tevbeyle Allah'a dönebilmekte, çıktığı istikamet yoluna tekrar girebilmektedir.[1] Bir başka fırsat Es-Sittir olan Rabbimizin günahları örtmesi[2], kulllar nezdinde insanı mahcubiyetten kurtarmasıdır. Oysa insanın günahları başkaları tarafından bilinecek olsa; kınama ve eleştirileriyle insanın dengesini bozacak, onun kendine çeki düzen vermesine engel olacaklardır.

Bazen musibet ve belaları fırsat kılar Allah.[3] Tevbe ve istiğfarla taat-masiyet dengesini kuramayan insanı belalarla temizler ve derecesini yükseltir. Kimi zaman yaptığı iyilikleri bir fırsata çevirir, kulun haberi dahi olmaksızın iyilikleri kötülüklerine keffaret olur.[4] Tüm bunların yanında Allah (cc) El-Halim'dir. Kullarını hemen cezalandırmaz.[5] Günahların karşılığını erteler, insanın pişmanlık duyup tevbe etmesi ya da musibetlerin keffaret olmasını ister.

Bu fırsatın yanında insana sunulan zamansal ve mekansal fırsatlar da vardır. Hafta içinde amellerin Allah'a arz edildiği, Allah'a şirk koşmayan ve müminlerle sorun yaşamayanların affa mazhar olduğu Pazartesi-Perşembe fırsatı vardır.[6] Haftanın bu iki gününü kaçıranlara ise müminlerin bayramı olan, duaların kabul edildiği Cuma günü vardır.[7]

Bu fırsatları kaçıranlara aylar içinde seçilmiş Ramazan ayı, Ramazan ayı içerisinde de Kadir gecesi vardır. Allah (cc) bu ayın bereketiyle kula sayısız fırsatlar sunmakta, eksiklerini gidermesi için amellerinin karşılığını fazlasıyla vermekte, cennete götüren taatleri kolaylaştırıp; masiyetle insan arasında manevi engeller kılmaktadır. Ruhunu, bedenini, gönlünü arındıran ve temizleyen manevi bir atmosfer oluşturmaktadır.

"Sizin günleriniz içinde Rabbinizin size sunduğu hediyeler/fırsatlar vardır. Onları elde etmeye çalışın. Umulur ki sizden biri o fırsatlardan birini elde eder de sonrasında asla şekavet yaşamaz." [8]

İşte geçen yılın kirlerinden arınmamız, gelecek yıla takva ve salih amel azığıyla başlamamız için Rabbimizin lütfu ve keremi olan bir Ramazan'a daha erişmiş bulunuyoruz. Ramazan'la şereflenen her Müslüman için Ramazan üç evreden oluşmaktadır. Ramazan'ın nasıl karşılanacağı, nasıl geçirileceği ve Ramazan'da elde edilen hayırların Ramazan sonrasına nasıl taşınacağıdır bu üç evre. Ramazan'dan hakkıyla istifade edebilmemiz için bu üç aşamanın hakkının verilmesi gerekmektedir. Rabbimizin izni ile bu ayki yazımızda bu üç evre hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Ramazan'a Hazırlık

İnsanın maddi ya da manevi bir meseleye ne kadar değer verdiği ona hazırlanmasından anlaşılır. Örneğin; çok değer verdiği ve konum sahibi birine misafirliğe giderken ya da onu misafir olarak ağırladığında kişinin hazırlığıyla, alelâde biri için yapacağı hazırlık birbirinden çok farklıdır. Yine birazdan namaz kılacak olan birinin namazının kalitesini onun ezanı bekleyişi, abdest alışı ve vakte riayet etmesinden anlayabiliriz. Bir şeye yapılan hazırlığın güzelliği, beklenenin insan nezdindeki değerini gösterir.

1. Ramazanın Fırsat Olduğunu Bilmek

Ramazan ayı Allah'ın (cc) mümin kullarına ikramı ve lütfudur. Geçen yılın manevi kirlerinden arınmaları, bir sonraki yıla istikamet üzere bir kulluk için azık biriktirmeleri, rıza-i İlahi'ye ve Firdevs cennetlerine eriştirecek salih ameller edinmeleri için onlara bahşedilmiş bir fırsattır.

Rasûlullah (sav), Rabbani fırsatlar hususunda şu tavsiyede bulunur:

"Sizin günleriniz içinde Rabbinizin size sunduğu hediyeler/fırsatlar vardır. Onları elde etmeye çalışın. Umulur ki sizden biri o fırsatlardan birini elde eder de sonrasında asla şekavet yaşamaz.'' [9]

Allah Rasûlü (sav) burada umumi bir tavsiyede bulunmuştur. Allah'ın bazı zamanlarda kuluna salih amel kapısı açması ve kulluk yapmasına zemin oluşturması gibi ne zaman olacağı belli olmayan fırsatlara karşı hazırlıklı olmayı ve bu fırsatları kaçırmamaya gayret göstermeyi öğütlemiştir.

Ramazan ise zamanı belli olan, hangi manevi fırsatları barındırdığı bilinen bir zaman dilimidir. Ramazan ayına yaklaşıldığında Müslüman kendisine sürekli bu telkinde bulunmalı ve ebedi kurtuluşu elde edeceği bir fırsatla karşı karşıya olduğunu hatırında tutmalıdır. Ve kendine şöyle demelidir:

'Ey nefsim, kulluğun hakkını veremediğinde bahane olarak öne sürdüğün şeytan zincire vurulmuştur, bu senin için bir fırsattır.'

"Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur." [10]

"Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahu teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. Kadir gecesinin hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır." [11]

Ramazan ateşten azad olma ve ondan korunmak için fırsattır:

"Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur. Cehennem kapıları kapanır ve hiç biri açılmaz. Cennet kapıları açılır ve hiç biri kapanmaz. Sonra bir melek şöyle seslenir: 'Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel. Ey şer isteyen günahlarından vazgeç.' Allah'ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve bu, Ramazan boyunca her gece böyledir." [12]

"Rasûlullah buyurdu ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.'' [13]

Cennetin Reyyan kapısını çalmak için fırsattır:

"Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." [14]

Allah'ın kerem ve lütfunun fazlalaştığı ve kullarının amellerine sayısız ecirle karşılık verdiği bir fırsattır:

"Ademoğlunun her ameli onun için katlanır. Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah şöyle buyurmuştur: 'Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti' Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''

Hakkını vererek bu ayı geçireni şehidlerin önüne geçiren bir fırsattır:

Talha bin Ubeydullah (ra.) anlatıyor:

"Beraber Müslüman olmuş iki adam Allah Rasûlü'ne geldiler. Onlardan biri ibadet hususunda diğer arkadaşından daha çalışkandı. İbadetlere düşkün olanı bir savaşta şehid oldu. Diğer arkadaşıysa bir yıl sonra vefat etti. Onun vefatından sonra bir rüya gördüm. Kendimi cennetin kapısında gördüm. Vefat eden iki arkadaş da oradaydı. Cennetten biri çıktı ve ikinci vefat edeni cennete girmesi için çağırdı. Sonra şehid olanı girmesi için çağırdı. Bana döndü ve 'senin henüz zamanın gelmedi' dedi. Talha bu rüyayı insanlara anlattı. İnsanlar çok şaşırdı ve rüyayı Allah Rasûlü'ne sordular.

__ Neden şaşırdınız?

__ İbadet konusunda daha çalışkan olan ve sonrasında şehid olan cennete arkadaşından sonra girmiş.

__ Cennete ilk giren arkadaşından bir sene sonra vefat etmedi mi?

__ Evet.

__ Ramazanı idrak edip orucunu tutmadı mı?

__ Evet.

__ Bu sürede Allah'a secde etmedi mi?

__ Evet.

__ İkisinin arasındaki fark yer ile gök arasındaki fark kadardır.'' [15]

Ebedi hayatın saadeti için ihtiyacımız olan her şeyi içinde barındıran bir fırsatlar manzumesidir Ramazan. Bunu böyle bilmek ve bu şekilde hissetmek Ramazan'a yapacağımız hazırlığın ilk adımıdır.

2. Ramazanın Gelişiyle Sevinmek

İçinde bunca hayır ve fazilet barındıran Ramazan'ın gelmesi Müslümanı sevindirmelidir. Bayramı karşılayan çocukların masum ve içten sevinçleriyle Ramazan'ı karşılamalı, ona hazır olmalıdır.

"De ki: 'Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır.' " [16]

Allah Rasûlü (sav) Ramazan'ın gelmesiyle mutlu olur, ashabını müjdeler onların da sevinmesini sağlardı:

"Ramazan ayı size bereketiyle geldi. Allah o ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, o ayda duaları kabul eder. Allah sizin Ramazan ayındaki ibadet ve hayır konusunda birbirinizle yarış etmenize bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O hâlde iyilik ve hayırdan yana Allah'a kulluk yaparak kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah'ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse bedbaht kimsedir." [17]

İnsanın huzur ve mutluluğu onun yapacağı salih amelleri olumlu yönden etkiler. Salih amellere muvaffak kılınmış bir Müslüman bir de gönül genişliği, huzur ve amelin lezzetini almaya muvaffak kılınmışsa onun için nimet kemale ermiştir. Bundan dolayı cennetle müjdelenen kullar hüznün ve korkunun olmayacağıyla müjdelenmişlerdir. Çünkü korku ve hüzünle beraber nimetten istifade etmek zordur.

Ramazan ayı amel ayıdır. Ramazan'ı manevi sevinç ve huzurla karşılamak, bunu hissetmek ve yaşamak, çevremizdekileri müjdelemek ve onların da bu duyguyu hissetmesini sağlamak bu ayı değerlendirmemize yardımcı olacaktır.

3. Ramazan'ı Duayla Karşılamak

Allah Rasûlü (sav) Ramazan'ı duayla karşılar, Rabb'inden bu ayın hayırlarına muvaffak olmayı ve rıza-ı İlahi'ye ulaşmayı dilerdi. Abdullah ibni Ömer (ra.) anlatıyor:

"Allah Rasûlü, Ramazan hilalini gördüğünde: 'Allah'ım bu ayı bizim üzerimize iman ve eman, İslam ve selamet üzere doğur. Bizi sevip razı olduğun işlere muvaffak kıl. Benim ve senin Rabbin Allah'tır.' diye dua ederdi." [18]

Ramazan'ı duayla karşılamalı ve Ramazan'dan umduğumuz hayırları Rabbimizden istemeliyiz. Umumi lafızlarla yaptığımız duaların yanında bir de bize özel ihtiyaçları ve Ramazan'dan beklentilerimizi dualarımıza yansıtmalı Allah'tan (cc) istemeliyiz.

"Allah'ım! Seni zikretmem, sana şükretmem ve en güzel şekilde sana kulluk etmem hususunda bana yardımcı ol.'' [19]

Ramazan'ı güzel dualarla karşılamanın yolu, geçen Ramazanlar'ın muhasebesini yapmakla mümkündür. Bizi Ramazan'dan istifade etmekten alıkoyan sebepler iyi düşünülmeli ve bunları gidermesi , bizi umduğumuz hayırlara muvaffak kılması için Allah'a (cc) tüm fakr ve zilletimizle yalvarmalıyız.

"Rabbinize gönülden yalvararak ve gizlice dua edin. Şüphesiz ki O aşırıya gidenleri sevmez.'' [20]

"...Rabbim! Senin bana indireceğin tüm hayırlara muhtacım.'' [21]

Dualarımızda dikkat etmemiz gereken en önemli husus, hangi ruh hâliyle dua edeceğimizdir.

'Kulu Allah'a yakınlaştıran en kısa yol tam bir ihlastır. Hiçbir şeyi kendinden bilmez, hiçbir iddiada bulunmaz, tüm kuvvet ve esbaptan teberri eder, yaptığı hiçbir şeyi minnet vesilesi kılmaz. Bilakis tam bir fakirlik ve ihlas hâlinde Rabb'ine yaklaşır. İhtiyaç ve miskinliğin kalbin en ince noktalarına ulaşıp parçaladığı, kırıklık ve muhtaçlığın her yönden kendini kuşattığı, Rabb'ine olan ihtiyaç ve zaruretine şahit olan, her zerresinin Allah'a muhtaç olduğunun farkında olan insanın ezikliğiyle Rabb'ine yönelir. Rabb'inin rahmet ve fazlıyla kendisini kuşatması hâli dışında bir an Rabb'inden yoksun olsa helak olacağını, telafisi mümkün olmayan bir zarara uğrayacağını bilir.

İnsanı Allah'a yakınlaştıran yollar arasında ubudiyyetten/kulluktan, O'ndan uzaklaştıranlar arasında iddiadan/kendini yeterli görmekten daha etkili olanı yoktur.

Ubudiyyet iki temel üzere kurulmuştur. Tam bir sevgi ve tam bir zillet. Allah'ın nimetlerini düşünmek kişide tam sevgiyi, buna mukabil kendi ayıp ve eksiklerini düşünmesi kişide tam bir zillet meydana getirir...' [22]

Allah Rasûlü'nün (sav) dualarında hep bu ruh hâlini görürüz.

"Allah'ım, rahmetini umuyorum, göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimle baş başa bırakma, bütün işlerimi yoluna koy (ıslah et). Senden başka ilâh yoktur. Yâ Hayy, yâ Kayyûm, rahmetinle senden yardım dileniyorum.'' [23]

"Allah'ım, ben Senin kulunum, kullarından bir erkekle bir kadının oğluyum, perçemim senin elindedir. Hakkımdaki kararın yürürlükte ve yine hakkımdaki takdirin âdilânedir. Senden, kendini isimlendirdiğin, kitabında indirdiğin, mahlûkatından birine öğrettiğin veya gayb ilminde kendine tahsis ettiğin (kimseye bildirmediğin) her ismin hürmetine istiyorum. Kur'an'ı kalbimin baharı, gözümün nuru, hüzün, gam ve tasamın gidericisi kılmanı diliyorum.'' [24]

Taif dönüşü yaptığı duası da duanın bu adabına güzel örneklerdendir:

"Allah'ım, güçsüz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor görüldüğümü ancak sana arz ve şikayet ederim. Ey merhametlilerin merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği, biçarelerin Rabbi sensin. Sensin Rabbim benim. Beni kime bıraktın? Huysuz ve yüzsüz yabancıya mı, yoksa bu işimde bana hakim olacak düşmana mı? Allah'ım! Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim mihnetlere, belalara hiç aldırmam. Fakat senin esirgeyiciliğin bunları göstermeyecek kadar geniştir. Allah'ım, gazabına uğramaktan, rahmetinden uzak kalmaktan, karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahireti salâha kavuşturan ilâhi nuruna sığınırım. Rızanı dilerim. Sana iltica ederim. Bütün kuvvet, her kudret ancak sendendir, Ya Rabbi!" (İbni Hişam)

4. Ramazanı Salih Amellerle İmar Etmeye Niyet ve Muvaffak Olacağımıza Dair Hüsn-ü Zan

Hayrın başı ve ilk adımı hayra niyet etmektir. Hayra niyet yani azmetmek ve hayra yönelme eğilimi zamanla iradeye dönüşecek, irade kuvvetlendikçe salih amel olarak vücuda gelecektir. Allah (cc) bizim kalplerimizde hayır iradesi görmekten hoşlanır ve bu iradeyi kendisine yönelik bir adım olarak kabul eder.

" '...Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım, o bana bir zira' yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.' " [25]

İrademizdeki sadakatimiz ise O'nun bizlere ihsan edeceği mükafatların oranını belirler.

"Andolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken müminlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiştir.'' [26]

"Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: 'Eğer Allah, sizin kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.' " [27]

Kaldıki hayra niyet etmenin insana hiç bir zararı yoktur. Kişi niyet ettiğini yerine getiremezse dahi niyetin ecrini alacaktır.

"Allah muhakkak iyilikleri ve kötülükleri yazdı, sonra bunu açıkladı. Kim bir iyiliğe azmetse ve onu yapmasa, Allah onu kendi katında tam bir iyilik olarak yazar; ona azmedip de yapsa, Allah onu katında on haseneden yedi yüze, daha fazla katlara kadar yazar. Eğer bir kötülüğe niyetlense ve onu yapmasa Allah onu kendi katında tam bir iyilik olarak yazar; eğer ona niyet etse ve onu yapsa Allah onu bir tek kötülük yazar." [28]

Öyleyse düşünce anlamında da hazırlığımızı yapmalıyız. Ramazan'a dair güzel umutlar beslemeli bu Ramazan'ın önceki Ramazanlardan farklı olacağına inanmalıyız. Bu konuda attığımız adımların yani hazırlığımızın Allah (cc) tarafından kabul olacağı ve bizi Ramazan'ın hayırlarına muvaffak kılacağına inanmalıyız.

"Ben kulumun zannı üzereyim. Benim hakkımda (ona nasıl muamele edeceğim) dilediği zanda bulunsun..." [29]

5. Tevbe ve İstiğfarı Çoğaltmak

Allah'ın (cc) ihsan ettiği güzelliklerin kula erişmemesinin temelinde kulun günahları yatar. Günahlar Yaratan'la yaratılan arasındaki perdedir. İnsan masiyete daldıkça bu perde iyice kalınlaşır, Allah'ın (cc) ihsan ve fazlına karşı başlayan gaflet, zamanla Allah'ın zatından gafil olmaya götürür.

Özel bir ihsan olan Ramazan ayından istifadeden bizleri alıkoyan, yıl içinde işlemiş olduğumuz masiyetlerdir. Masiyetlerle kararmış, gafletle katılaşmış, şüpheler ve şehvetlerle hastalanmış, riya ve söz bozmayla ölmüş bir kalp Ramazan'dan istifade edemez.

"Başınıza gelen her musibet, işlediğiniz günahlar (ihmal ve kusurlarınız) sebebiyledir, hatta Allah günahlarınızın çoğunu da affeder." [30]

"Hayır, doğrusu onların işleyip kazandıkları (kötü) ameller sebebiyle, kalplerinin üzeri pas tutmuştur.'' [31]

Rabb'imizden bize gelecek hayırların engeli olan masiyetlerden kurtulmanın yolu, arınma vesilesi olan tevbe ve istiğfarı çoğaltmaktır.

"Kul bir günah işlediğinde, kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahından tevbe edip uzaklaşırsa kalbi saydamlaşır. Eğer tevbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, o siyah nokta artar ve kalbi istila eder. İşte Yüce Allah'ın Kur'an'da zikrettiği kalp kirlenmesi, budur." [32]

Kalp arınıp temizlendikten sonra her istiğfar ve tevbe, Rabb'imizin ihsan ve nimetlerinin bize ulaşmasını hızlandırır.

"Ben onlara dedim ki: 'Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Sizi mallarla desteklesin…' " [33]

Öyleyse Ramazan öncesinde dilimiz tevbe ve istiğfarla ıslak olmalı ve Rabb'imizden bizi arınmış bir şekilde Ramazan'a eriştirmesini dilemeliyiz.

"...Şüphesiz Allah, çok tevbe eden ve çok temizlenenleri sever." [34]

6. Ramazan'ı Nasıl Daha İyi Değerlendirebileceğimize Dair Çalışma Yapmak

Ramazan ayı rahmet ve bereket ayıdır. Rahmete erişmenin vesilesiyse bu ay içinde yapılacak salih amellerdir. Ramazan'da yapabileceklerimiz ve bu ayın hayırlarını bize hatırlatacak, salih amellerin ecirleriyle bizi amele teşvik edecek, yönlendirici nasihatlerle kalbimizi yumuşatacak kitaplar okumalı ve bu içerikteki dersleri dinlemeliyiz.

"Sen öğüt verip hatırlat! Çünkü gerçekten öğütle hatırlatma, mü'minlere yarar sağlar.'' [35]

Toprakta nebat bitme özelliği vardır lakin kışın arza yaydığı beyaz örtü toprağın bu özelliğini işlemesine engel olur. Baharla beraber gelen yağmurlar toprağı hareketlendirir, içinde taşıdığı güzellikleri açığa çıkarmasını sağlar. Toprağın cinsine ve kalitesine göre yağmurdan faydalanması gibi, iman, ihlas ve takvasına göre kalpler de öğütten faydalanır.[36]

7. Ramazan'a Dair Program Yapmak

İşlerimizde başarı ve sebatı elde edeceğimiz vesilelerden biri programlı olmaktır. İnsan oğlunu amelden alıkoyan veya amelde sebat etmesine engel olan en tehlikeli şey belirsizlik yani programsızlıktır. Ne yapacağını bilerek Ramazan'a girmek belirsizlik ve buna bağlı olarak gevşeklik illetinden bizleri kurtaracaktır.

Yapacağımız programda dikkat etmemiz gerekenler:

• Programımızı bir takım okumalar ve sohbetler dinledikten sonra yapmak. Böylece en hayırlı olduğuna inandığımız programı yapmış olacak, şeytanın daha hayırlısını fısıldayarak var olandan alıkoyma tuzağından kurtulmuş olacağız.

• Programın bireysel olmasından ziyade aileyle birlikte ya da belli bir arkadaş grubuyla olmasına dikkat etmek. Birden fazla insanın kontrolünde olan programlara bağlılık ve sebat oranı daha yüksektir. Takvanın zayıfladığı yerde hayânın etkisinden istifade etmiş olacağız.

•Programın Ramazan'ın ruhuna, kişinin vaktine ve yapabileceklerine uygunluğuna dikkat etmek.

• İslam ahlakına uygun olmayıp normal zamanlarda değiştiremediğimiz alışkanlık ve huylarımızdan en az birini değiştirmeyi programa eklemek. Böylece orucun irade üzerindeki olumlu etkisi ve Ramazan'ın şeytanların hareket alanını kısıtlayan manevi havasından istifade etmek. Örneğin; sigara içmeyi, televizyon izlemeyi, öfkeli olma gibi ahlakları terk etmeyi hedeflemek.

• Çokça hatim yapmak yerine bir defa Kur'an'i Kerim'i mealiyle beraber ve ayetler üzerinde tefekkür ederek okumak.

• İftar programlarını ziyafet partisi olmaktan çıkarıp, şehid ve tutuklu aileleri, yetimler, yoksullar, ihtiyaç sahibi öğrenciler ve kalbini İslam'a kazandırmak istediğimiz davetimizin muhatabı olan insanlarla iftar etmek.

• Ramazan'ın nefsin arzularına gem vurma üzerindeki etkisinden faydalanmak ve bunu ahlak hâline getirebilmek için mümkünse tek çeşit ya da iki çeşit yemekle iftar yapmak.

• Teravih namazlarını kıraat ve sohbet yönünden kalbimizi harekete geçiren bir mescitte kılmayı tercih etmek.

• Ramazan'ın son on gününde itikafa girmek. Hiç olmazsa son on günün bazı günlerini itikafta geçirmek.

Bu kararları alıp uygulamak için azmedenler, şuur sahibidir ve nasıl bir amelle muhatap olduklarını bilirler. Rabblerinden yardım isteyip bu aya hazırlık yaparlar. Öncesinde nefislerine neler yapmaları, bu atı nasıl geçirecekleri konusunda şartlar koşarlar. Sonrası ise tam bir muhasebedir. Her unuttuklarında tevbe ile Rabblerine dönerler, ta ki geçmiş yılı affettirip, Gelecek yıla azık olma boyutuyla bir nevi garanti olan ayı ifsat etmesinler. İşte bunlar Ebu Hureyre'nin (ra.) rivayetindeki bağışlanma müjdesine nail olacak olanlardır.

Ebu Hureyre (ra.), Rasûlullah'tan sallallahu aleyhi ve sellem şöyle rivayet etti:

"Ramazan orucunu inanarak ve ecrini Allah'tan bekleyerek tutanın geçmiş günahları bağışlanır." [37]

Bir başka grup ise daha bu ay girmeden kaç saatini uyuyarak geçireceğini, neler yerse susamayacak, neler yaparsa yorulmayacağının hesabını yapmaya başlamıştır. Bir nimeti değil de bir musibeti karşılama modundadır. Doğal olarak bu ayın rahmetinden istifade edemez. Nefsinin şerri onu öyle kör etmiştir ki, yılın garantisi olacak bu ayı da, her ayı heder ettiği gibi heder ve ifsat eder. Sonuç olarak burnu sürten zeliller taifesinden olur.

"Rasûlullah mimbere çıktı ve üç kere amin dedi, sahabe sordu;

__ Niçin amin dedin ey Allah Rasûlü…, Rasûlullah,

__ Bana Cibril geldi ve yanında ismin anıldığı halde sana salavat getirmeyenin burnu sürtülsün dedi, ben amin dedim. Ramazana girip çıktığı halde günahları affolmayanın burnu sürtülsün dedi, ben amin dedim. Anne ve babasına veya birine yetiştiği halde cennete giremeyenin burnu sürtülsün dedi, ben amin dedim." [38]

Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra Ramazan ayı hakkında da kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır. Nedir Ramazan ayını bu kadar kıymetli yapan?

Ramazan Oruç Ayıdır

'Savm' (oruç) tutmak, alıkoymak demektir. İnsan nefsini ihtiyacı olan yeme içmeden -iki vakit arası- alıkoyduğu için oruç ibadetine bu isim verilmiştir.

Yalnız kelime manası dahi (Kulluğun, teslimiyetin simgesi olan bu ibadet) o kadar çok şey anlatıyor ki bizlere, içeriğini izahtan vareste kılıyor.

Dünya hayatı Rahman'ın kulları ve şeytanın kullarının mücadele yeri; ahiret yurdu ise son netice, varış, mükafat yurdudur.

Bu mücadelenin özeti şudur; Rahman'a kul olanlar, nefis ve şeytanın esaretinden kurtulup, en şerefli makam olan kulluk makamını tercih edenlerdir. Dünya onlar için belirlenmiş kaideler, çizilmiş sınırlar yurdudur. Sınırlar genelde nefsin meylettiği, arzuladığı sınırlardır. Lakin onlar kulluğun ebedileşecek lezzetini, nefsin sufli ve fani olan lezzetlerine tercih etmişlerdir. Bu tercihin adı bellidir, nefsin isteklerine uymamak, imsak etmek yani 'savm'dır.

Şeytanın ve nefsin kulluğunu tercih edenler de aynı şeyleri bu yönde kullanırlar. Geçici, en lezzetlisi dahi tarifsiz elemler barındıran dünyayı tercih ederler. Onlarda imsak yani 'savm' yoktur. Güzel, nefislerinin güzel gördüğü, lezzet, nefislerinin hoşnut olduğu herşeydir.

Her iki taife de bunu hakkıyla ifa ettikleri oranda kulluklarını yerine getirmiş olurlar.

Bu ayın kendisi ile özdeşleştiği oruç, sana bunu öğretir, bunun hiç de zor olmadığını, istediğimiz takdirde her ay yapabileceğimiz birşey olduğunu anlatır. Bir nevi sana seslenir; 'İstediğin cennetin formülü bende gizlidir. Bir ay nefsini alıştırdığın bu işleme, bu aydan sonra da devam et' der.

"Kim de Rabbinin makamından korkar, nefsi hevasından alıkoyarsa, muhakkak ki onun barınağı cennettir." [39]

Ramazanda tuttuğun oruç da, içinde olduğun bu ay gibi iki yönlüdür. Onu Allah'ın (cc) istediği şekilde tutarsan rahmet, öğretici, hayır olur. Aksi halde sana kâr olarak açlık kalır ki bu da zilletin ta kendisidir.

Ebu Hureyre (ra.) şöyle rivayet etti; Rasûlullah (sav) dedi ki: "Allah buyurdu;

'Ademoğlunın her ameli onadır. Oruç hariç, o banadır ve onun karşılığını da ben vereceğim. Çünkü o yiyeceğini, içeceğini, şehvetini benden dolayı terk etmiştir. Oruç kalkandır. Sizden biri oruçlu olduğunda kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Biri ona söverse ya da kavga ederse 'ben oruçluyum' desin. Muhammed'in nefisini elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu Allah katında miskten daha güzeldir. Oruçlunun iki sevinci vardır; iftar ettiğinde sevinir, Rabbiyle karşılaştığında tuttuğu oruçtan dolayı sevinir.' " [40]

Bir başka hadiste, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu;

"Kim yalanı ve onunla ameli terk etmezse, Allah'ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur." [41]

Bir rivayette "…yalan sözü, cahilliği ve onunla ameli..." [42] şeklinde geçer.

Ebu Ubeyde (ra.) şöyle rivayet etti: Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu;

"Oruç, kişi onu delmediği müddetçe onu koruyan bir kalkandır." [43]

Bu rivayetler üzerinde dikkatle durmak lazımdır. Çünkü açık bir şekilde, her orucun değil, bazı insanların orucunun onlara fayda sağladığı görülmektedir.

Oruç ibadetinden kazancımız şunlardır:

1. Allah'ın (cc) hakkı olan borcun üzerimizden kalkması

2. Ondan sevap ve ecir elde etmek

3. Allah'ın (cc) kendisini gözeterek orucu meşru kıldığı hikmetlerin hayatımıza yerleşmesi. Bunların en başında nefse muhalefet etmeyi öğrenmek, aç insanların halini anlamak gelir.

Kimileri sadece boynundan borcu düşürür, kimileri bununla beraber ecir alır, kimi de bu kazanımlar üzerinde muhasebe yapıp, onları Ramazan sonrasına da taşır. Her yanıyla oruçtan istifade etmiş olur.

Dünya ve ahiret hüsranını kendine meşrep edinmişler ise, hem aç ve susuz kalmak suretiyle dünya sıkıntısını, hem de ahirette karşılığını almayacakları için ahiret zararını elde ederler. Bunlar şuursuz insanlardır. İslam ehlidirler lakin neden İslam ehli olduklarını bilmezler. Müslümanların yaptıkları amelleri yaparlar da bir gün neyi, niye yaptıklarını düşünmezler. Allah (cc) bizi böyle olmaktan muhafaza eylesin.

Fakat Allah katında her açlık ve susuzluk oruç değildir.Orucumuz bir kalkan gibi olmalı,insanı sufli isteklerden korumalıdır. Çünkü o, insanı esfeli safilin ehli gibi sadece mide ve şehvet merkezli yaşamaktan koruyan kalkandır. O "Rabbim öyle bir gazaplandı ki, ne bundan önce ne de bundan sonra böyle gazaplanmadı, gazaplanmayacak" denilen günde, insanı gazaptan koruyan bir kalkandır.

Çünkü onun ehli, içinde riya olmayan bir amelle Rabblerine yaklaşırlar. Tutmasalar kimselerin anlayamayacak olmasına rağmen, onlar Rabbleri için, O'nun rızasına nail olmak için ihtiyaçlarına gem vururlar. Bunun karşılığın da kalpleri titreten, Allah dostlarının uykularını kaçıran mükafattır.

"O benim içindir ve kaşılığını ben veririm." Öyle bir amel ki melekler dahi karşılığına ne yazacaklarını bilemezler. En değerli amellerden olduğu için, Allah (cc) ecrini kendi katında saklamıştır ve bizzatihi verecektir.

Kişi onu delerse oruç kalkan olma özelliğini yitirir: Kişinin onu delmesi, onun şuurunda olmaması, buna bağlı olarak ona münafi amellerde bulunmasıdır. Yalan, yalanla amel etmek, bağırıp çağırmak, 'ben oruçluyum' deyip şeytanın ve dostlarının tuzaklarını bozamamak… Oruç sahibi öyle olmalıdır ki oruç onun tüm benliğini, zerrelerini kuşatmalıdır. En kritik anında dahi 'ben oruçluyum' deyip nefsine muhalefet edebilmelidir. Bu öyle bir cümledir ki kişinin kendine bir sıfatla hükmetmesidir. Ve bunu te'kidli olarak kendisini kuşatmış biri yapabilir.

Allah'ın (cc) kimsenin açlığına susuzluğuna ihtiyacı yoktur. Bu açlık bir haleti ruhiyeye sokmak içindir insanı. Ona acizliğini hatırlatmak, normal zamanlarda nasıl bir nimetin içinde olduğunu anlatmak, sakinleşip olumsuz duygularla hareket etmemeyi öğretmek içindir. Bunlar olmayacaksa, açlık ve susuzluğun bir anlamı yoktur.

Açlık insanı asabileştirir, hareketlerinde kontrolsüzlük oluşturur. Lakin oruç tam tersi etki yapar. İnsanın kendini kontrol etmesini öğreten, onu sakinleştiren bir ameldir. Çünkü bu aç kalmak değil iradeyle insanın nefsine tahakkümüdür.

Dikkat edilirse en mühim nokta ağız ve dildir. "Yalan söz ve onunla amel", "Kötü söz söyleme, bağırıp çağırma", "Ben oruçluyum deme", "Ağız kokusu"… Hadislerde olumlu oruç ve olumsuz oruç hep ağızla yapılan, dille yapılan amellerle ifade edilmiştir.

Çünkü bu organ gerek Ramazan da gerek dışında, insanın helakı ve felahının merkezidir. Yerinde kullanıldığında kendisiyle cennet nimetlerinin avlandığı bir araçken, kendi haline bırakılıp, nefse tabi kılındığında insanı yetmiş mevsim cehennem çukurlarına sürükleyen bir organdır.

O insanın kulluğunun özeti olan duaların semaya çıkması veya haram perdesine takılıp kalmasının belirleyicisidir. Midenin bekçisi olup, ağzın haramlara izin veren veya engel olan aletidir. O, insanı zikir ehli yapıp, Allah'ın (cc) katındakilere karşı övdüğü bir mertebeye çıkarabileceği gibi; insanı yalan, gıybet, boş söz, cedel gibi amellerle şeytanın en özel ordusundan da yapabilir.

O, kendisi ile hakkın anlatıldığı, insanların aydınlatıldığı bir organ olabilirken; hakkın ketmedildiği, Allah'ın (cc) dinine ihanet eden bir organ da olabilir.

İşte oruç bu çift yönlü organı (dili) terbiye aracıdır. Ondan dolayı rivayetlerde en çok ona ve onunla yapılan amellere dikkat çekilmiştir. İşte muhafaza edilip, oruçla terbiye edilen ağızdan çıkan koku, Allah (cc) katında miskten daha temiz ve daha güzeldir.

Rabbim bizleri, oruçlarıyla kokuları güzelleşen ve iki sevinci yaşayanlardan eylesin. Allahumme Amin.

Ramazan Kur'an Ayıdır

"O Ramazan ayı ki onda insanlara hidayet olan, hidayet ve furkandan apaçık ayetleri olan Kur'an indirildi" [44]

Öyle ki bu ay Kur'an ayı diye anılmıştır. Başta Rasûlullah (sav) olmak üzere, selef-i salihin bu ayı Kur'an'la hemhal olarak geçirdiler. Oruç bedenlerinin, Kur'an ağızlarının ve kalplerinin ameliydi. Bir günde, üç günde, haftada Kur'an'ı okuyup bitirenlerin rivayetleri kitaplara sığmayacak kadar çoktur.

Normal zamanda Kur'an okumak en hayırlı amellerden addedilmiştir. Ramazan ise amellerin kat kat fazla karşılık gördüğü bir aydır. Kur'an okumaları sıklaşmalı, mealden de takip edilip üzerine tefekkür edilmelidir.

Kur'an okunup anlaşılmak ve hayata müdahele etmesi için indirilmiştir. Bu ay ise kalplerin yumuşadığı, rahmet nefhalarının perde perde mü'minlerin üzerine indiği bir aydır. Bu bir fırsattır, Allah'ın kelamı ile hemhal olmak için kaçırılan, Kur'an dan uzak olunan zamanların telafisi için...

"Kıyamet günü Kur'an gelir, 'Ey Rabbim beni okuyanı süsle' der. Allahu Teala ona keramet tacını giydirir.

Kur'an; Ey Rabbim onu arttır, der. Ona keramet elbisesi giydirilir. Sonra,

Ey Rabbim ondan razı ol, der. Allah ondan razı olur. Sonra ona denir, Oku ve yüksel, her ayete karşılık elli derece yükseltilir." [45]

Ey Kardeşim, bu ayda okuyacağın Kur'an'ın karşılığı budur. O sana şefaatçi ve Allah katında seni taçlandırıp, Rabbini senden razı ettirecek bir ameldir. O seni Allah'ın (cc) ehli, O'nun has dostlarından kılacak amellerdendir. Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu;

"İnsanların arasında Kur'an ehli, Allah'ın ehlidir" [46]

Gerisi sana kalmıştır. Bu ayı da diğer aylar gibi geçirip, vakti akşam etmek için boş batıl işlerde harcamak da senin elindedir, bu ayın sonunda Allah ehli olup, Kur'an şefaatine nail olmak da…

Dünya ehli bu ayda dünyalıkların peşinden koşup, onunla hemhal olsunlar. Sen ise Kur'an ehli olmakta yarış. Kur'an ehline gıpta et, birşeyler için yarışıp yorulacaksan, bu dünya için değil ehli Kur'an olmak için yorul.

Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu;

"Haset (gıpta) ancak iki şey de olur. Allah'ın kendisine Kur'an'ı verip de gece gündüz onu okuyan adam, Allah'ın kendisine mal verip de gece gündüz onu infak eden adam." [47]

Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu;

"Sizden biri evine döndüğünde hamile olan besili, yağlı üç deve bulmak istemez mi?

__ Evet, dediler.

__ Sizden birinin namazda okuduğu üç ayet, bu üç deveden daha hayırlıdır."

Başka bir rivayette Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu;

"Sizden kim hergün Bathan mıntıkasına gidip, oradan günaha girmeden, akraba bağını koparmadan, iki deveyle dönmek ister?

__ Hepimiz, dediler. Rasûlullah,

Sizden birinin mescide gidip iki ayet öğrenmesi veya okuması iki deveden daha hayırlıdır." [48]

Bu bir tercih meselesidir. Üç deve günümüzde üç arabaya tekabül eder. Modeli yüksek, konforlu, insanların rağbet ettiği üç araba. Kalbi dünya sevgisiyle, fani olanla beslenmiş, hiç tereddüt etmeden bu tarafa meyledecektir. Bununla beraber Allah'a (cc) karşı sadık değilse, nifak veya alametleri kendinde mevcutsa bu tercihi dine yamayacak, 'İslam için, Müslümanların faydası için dünyayı tercih ettim' diyecektir. Oysa kendi nefsi onun yalancılığına şahittir. Çünkü içinde olduğu dünyanın İslam'a ve Müslümanlara faydası olmadığı gibi, onu da her geçen gün biraz daha dinden koparmaktadır.

Lakin ahiret yurduna talip olanların, bu hadislerle yürekleri titrer, heyecana kapılırlar. Ebedi olana adanmışlardır. Bu günlerin ve elde edecekleri ecrin hasretiyle tutuşurlar. Evet bu bir tercihtir. Rahmet ayında, Kur'an ile Allah ehli olmak ya da açlık ve susuzluk dışında diğer onbir aydan hiçbir farkın olmaması tercihi.

Bu ay sair onbir ayda harap olan evlerimizi, kalplerimizi tamir, imar ayıdır. Kur'an şifadır, o kalpleri ifsad eden şüpheleri ve şehvetleri bir bir kırar. Onun hakka delalet eden apaçık nasları, asrın şüphe ve vesveselerini yok eder. Allah, O'nun katındaki nimetleri, dünyanın değersizliği, şeytanın ve nefsin hilelerine ışık tutan apaçık ayetler ise şehvet hastalığına şifa olur.

Allah (cc) şöyle buyurdu;

"İşte biz Kur'an'da müminlere şifa ve rahmet olacak ayetler indiririz." [49]

Başka bir ayette Allah (cc) şöyle buyuruyor;

"Şüphesiz size Rabbinizden bir öğüt, kalplerde olana şifa, müminlere hidayet ve rahmet olan bir kitap geldi." [50]

Şeytanların dahi kenara çekilip insanların şeytanlıklarına alkış tuttuğu bir dönemde yaşıyoruz. Kendinden Allah'a sığınılacak şer, hayatın kendisi olmuş durumda. Islah, rahmet cüzi ve dar alanlarla sınırlıyken; ifsad ve azap soluduğumuz havaya bulaşmış, kirlenmemek neredeyse mümkün değil. Allah Rasûlü'nün, Allah'a sığınıp, ashabını sakındırdığı fitneler döneminde yaşıyoruz. Paklanmak, arınmak en büyük farzlardan biri olmuş durumda. Ramazan bunun için en büyük fırsat, kirlenen ruhlara, paslanan kalplere şifadır.

Bize düşen Allah'tan (cc) yardım ve azimle bu aya başlamaktır. Şüphesiz Allah'ın kolay kıldığına zor, zor kıldığına kolay yoktur.

Rabbim sen bizlere bu ayla, oruçla, Kur'an'la sana ehil olmayı kolaylaştır, Allahumme Amin.

Ramazan Salih Amel Ayıdır

Şeytanların zincirlere vurulma nedeni, cennet kapılarının açılmasının sebebi budur. Allah'ın (cc) her iftar vaktinde insanları ateşten azad etmesi bu sebeptir. Bu ay rahmet ve salih amel ayıdır. Çünkü bu ayda yapılan amellerin karşılığı, sair aylardan çok daha üstündür.

Şeytanın en büyük aldatmacası da bu yöndedir. Açlık, oruç amel yapmaya engeldir. Bu sebepten Rabbinin rahmet ettikleri müstesna, insanların bu ayı dinlenerek geçirdiği, bu ayın uyku ayı haline geldiği aşikardır.

İbni Abbas (ra.) şöyle rivayet etti;

"Rasûlullah hayır yönünden insanların en cömertiydi, hayırda en cömert olduğu zaman Ramazan ayıydı. Çünkü her gece Cibril gece çıkıncaya kadar onunla olurdu. Rasûlullah Kur'an-ı ona arz ederdi. Rasûlullah hayırda, esen rüzgardan daha cömertti." [51]

Rasûlullah (sav) hayırda insanların en cömertiydi, yani en çok amel yapanıydı. Malı olanın cömertliği onu dağıtmak olduğu gibi, o da vaktini hayra kullanmakla, salih amelleri çoğaltmakla cömertti. Ramazanın bereketinden Cibril her akşam ona gelir, inen vahyi, Rasûlullah'a, Rasûlullah da ona arz ederdi. Böylece Kur'an müzakeresi yapmış olurlardı. Rasûlullah (sav) hayırda esen rüzgar gibiydi, onun gibi süratli, hayırda canlı, kendine ve etrafına faydalı olandı.

Bu ay, amel ayıdır. Ramazan'ı Allah'a (cc) vakfetme ayıdır. Bu ayda et ve kemik gibi bütünleşecek iki amel;

Şuurunda Olunan Oruç

Hayata müdahil olan Kur'an-ı okumalarıdır.

Bununla beraber; istiğfar ve tevbe bu ayın amellerinin başındadır. Çünkü rahmet ayıdır, mağfiret ayıdır. Allah'ın kullarını ateşten azad ettiği aydır.

Bu ay hem dilimizin tevbe ve istiğfarla ıslanmış olduğu, hem de lisan-ı halimizin salih amellerle bu talebi doğruladığı bir ay olmalıdır. Bu ayı geçirdiği halde günahları af olunmayana Cibril beddua etmiş, rahmet Peygamberi amin demiştir. Bu örneğine sık rastlanan bir olay değildir. Rasûlullah (sav) bir bedduaya amin demişse, kaçırılan şeyi kaçıranların ne denli şer ehli oldukları, bedduayı hak edecek kadar zelil olduklarını gösterir. Rasûlullah (sav) vahiyle temizlenmesine, Allah (cc) inayetinde olmasına rağmen günde yüz defa Allah'tan istiğfar diliyordu. Her namazda secdede, okuduğu Kur'an'da, tahiyyatların akabinde O'ndan mağfiret diliyordu. Sabah akşam zikirlerinde, zikirlerini Seyyidu'l-İstiğfar'la devam ettiriyordu. Allah Rasûlü'nün (sav) durumu buysa acaba biz günah ve masiyet, unutkanlık ve gaflet ehli olanların durumu, nasıl olmalıdır?

Rabbim bizi nasuh tevbeye muvaffak kıl, nefsimizin şerrinden koru.

Ramazan Dua Ayıdır

Bu ay dua ayıdır. Kendimize ve müminlere dua etmemiz şarttır. İslam ümmeti tarihte hiç olmadığı kadar mazlum, yardıma muhtaçtır. İzzetle özdeşleşmiş bir millet, zilletin sembolü olmuştur. Dünyanın dört bir yanında cihad eden yiğitleri olmazsa, isminin esamesi okunmayacak durumdadır. Dünya küfrünün önderleri ekini ve nesli fesat etme yarışındadır. Fitnenin ve şerrin girmediği yuva, kalp kalmamıştır. Müslümanlar zayıftır, din başladığı güne dönmüş, Ehli Sünnet, tevhid, geldikleri günkü gibi garipleşmiştir. Onları delilikle suçlamak, insanların en normal tavrı halini almıştır. Zindanlar dolup taşmış, emniyet denilen şey Müslümanlar için ütopya olmuştur. Hangisinin ne zaman kapısının zorlanıp, alçakça mahremine girileceği belli değildir.

Bu durumdan ancak Allah'ın (cc) yardımı ve azimli dava adamlarının herşeyini İslam'a adamasıyla çıkılır. Ramazan yardım ayıdır. İslam tarihinde Müslümanların muzaffer olduğu nice savaş bu ayda yapılmıştır. Rahmet kapıları sonuna kadar açılmışken duayla yalvara yakara, gece gündüz Allah'a dua etmeliyiz. İçinde olduğumuz bu durumdan bizi ve ümmeti kurtarması için ona yakarmalıyız.

Bugün ümmet 'Ben ne yapabilirim ki?' diyen, şeytanın tembellik ve korkaklık taburunun gönüllü askerleriyle dolmuştur. Her Müslümanın bu kutlu davaya takdim edeceği birşeyi vardır. Bunun en kolay ve faydası büyük olanı duadır. Salih amellerle ağzını ve kalbini temizleyip Müslümanlara duacı olmak, Müslümanlara yapılacak en büyük hizmettir.

Ramazan Sadaka ve Yardım Ayıdır

Bu ayın bir hikmeti, zor durumda, yardıma muhtaç insanları anlamak, Allah'ın (cc) insanlara bahşettiği nimetleri paylaşmayı öğrenmektir. Bir nevi mide olarak yüklerimizden kurtulduğumuz, ahiret yurduna seyrimizde bize yük olan, dünyalıklardan kurtulma ayıdır. Mal ile cihad etme ayıdır. Yıl içinde kendi için yaşanılan, arzu edilen, Allah erlerine yakışmayan dünyalıklardan insanın kendini azat etme ayıdır.

Bizi Allah'tan alıkoyan dünya sevgisi, mala düşkünlükle hesaplaşma ayıdır.

Bu belki de en zor olanıdır. Çünkü insanın nefsinde, daha yaratılıştan ilham edilmiş olan fücurun en belirginleştiği hastalık olan, mala düşkünlüğe neşter vurmaktır. Lakin ateşten azat olmak, rahmete nail olmak, bu ayın bitişinde, Allah (cc) katında tertemiz olmak düşünüldüğünde dünya malı da değersizleşir. Bize düşen ise, düşünmeden girişmektir, hayırda düşünme hesap olmaz, niyet ve amel olur. Düşünme ve hesap dünyalık amellere özgüdür. Ahiret amellerinin onda payı yoktur.

Bu ayın geceleri mutlaka namazla ikame edilmelidir. Nefsin örtüsü gece kaldırılmalı, Rabbinin huzurunda kıyam etmelidir.

Gece namazı, mücadele ehlinin en büyük azığıdır. O namaz ki tertil üzere okunan Kur'an ile bütünleşmiştir. Hem beden hem de ruh, ondan nasibini alır. Nefsin rahatına en düşkün olduğu halde, onun rahatını bozup, Rabbinin huzuruna dikilmesi, Rabbinin onun için hayır dilediğinin göstergesidir.

Allah (cc) şöyle buyurdu;

"Ey örtünüp bürünen (Peygamber)! Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. Yahut buna biraz ekle. Kur'an-ı ağır ağır, tane tane oku. Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahiy edeceğiz. Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur'an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır. Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O'na yönel." [52]

Allah (cc) şöyle buyurdu;

"Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar." [53]

Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu;

"Kim Ramazan'da namazı inanarak ve ecrini Allah'tan bekleyerek ikame ederse, geçmiş günahları affolunur." [54]

Geceleri fırsat bilmek lazımdır. Rahman semaya inip nida ettiğinde "Yok mu isteyen, vereyim. Yok mu bağışlanma dileyen, bağışlayayım" dediğinde, Allah ehli olanlarla beraber, ayakta olmak gerekir. Uykunun ve yemeğin tercih edildiği, daha kötüsü televizyon karşısında müzikli, kadınlı dini film rezaleti adı altında geçirilen Ramazan geceleri iflasın ta kendisidir. Allah'ın lanet ettiği fücur ehlinin, salih insanların rolünde, onlara hakaret edip, bizim aklımızı küçümsediği, Ramazan'a özel Müslümanlık programlarıyla bu değerli vakitleri heba etmek ne büyük utanç, ne büyük rezalettir.

Allah'ım içimizdeki sefihlerin yaptığından dolayı bizleri helak etme, Allah'ım bizi ve bu insanları ıslah et, bu vakitlerinden istifadeye muvaffak kıl, Allahumme Amin .

Ramazan Rahmet Ayıdır

Ramazan, insanın rahmete erişmesi için bir fırsattır. İnsan nefese, suya ve gıdaya olan ihtiyacından daha fazla Allah'ın rahmetine muhtaçtır. Allah'ın (cc) rahmeti olmasa insan olmaz, olsa dahi yaşayamazdı.

"Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allah, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. Kadir gecesinin hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır." [55]

Allah kuluna her daim rahmet etmektedir. Ramazan'ı sair zamanlardan ayıran ise rahmetin o ayda sağanak sağanak yağmasıdır. Yeterki insan kaçmasın rahmet yağmurundan. Bir şekilde rahmet ona isabet edecek, rahmetten payına düşeni alacaktır. Bahtiyar olup, Allah tarafından muvaffak kılınanlara gelince onlar için rahmetle ıslanmak yetmez, kana kana içmeye talip olurlar rahmet pınarından. Mahrum olanlarsa sadece rahmetten değil; rahmetin üzerine bina edilen hayırlardan da mahrum olurlar.

Allah'ın Rahmetinden Mahrum Olan Neleri Kaybetmiştir?

"Allah'ın size lütfu ve rahmeti bulunmasaydı ve Allah çok şefkatli, merhametli olmasaydı (hâliniz ne olurdu)?" [56]

"Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz." [57]

" ...Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz." [58]

"Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler..." [59]

"Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir." [60]

"Hiç kimse kendi ameliyle cennete girmez. 'Sen de mi ey Allah'ın Rasûlü' dediklerinde; 'Rabbim beni rahmetiyle kuşatmazsa ben de' buyurdu." [61]

Cennet Yarışında Öne Geçme Ayıdır

"Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez." [62]

İnsan, sürekli bir yarış içindedir. Bir menzile doğru koşturmakta, farkında olduğu olmadığı şeylerle rekabet hâlindedir. Kimi dünya nimetleri için yarışıp koşturur, aynı hedef için koşturanlarla faydasız bir rekabet yaşar. Kimisi kariyer ve makam sevdalısıdır. Bazen akranlarıyla yerine göre kendiyle bir yarış içerisindedir. Bazıları da Rabblerinin rahmeti ve yardımıyla daha hayırlı ve bereketli bir yarış içerisindedirler. Cennet için yarışmakta cennet için ter dökmektedirler.

"Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) çaba gösterip-yarışın, ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Rasûlü'ne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir." [63]

"Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bakıp seyretmektedirler. Nimetlerin parıltısını yüzlerinde görürsün. Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan içirilir. Ki sonu misktir. Şu hâlde yarışmak isteyenler, bunun için yarışsınlar." [64]

Ramazan, yolda kaybettikleri zamanı kazanmaları ve öne geçenlere yetişsinler diye sadık olanlar için bir fırsattır.

"Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur." [65]

Bu ayda cennetin kapıları sonuna kadar açılır. Kapıların açılması; cennete götüren amellerin kolaylaştırılması ve bu ayda Allah'ın (cc) amellere fazlasıyla karşılık vermesidir.

"Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allah, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. Kadir gecesinin hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır." [66]

"Ademoğlunun her ameli onun için katlanır. Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah şöyle buyurmuştur: 'Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti' Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur." [67]

Ramazan, içinde Kadir Gecesi gibi bir nimet barındırır. Bu, cennet yarışında kulun en önemli sermayelerinden biridir. O, bin aydan daha hayırlı bir gecedir. O gece yapılan amellerden her biri; bin ay aralıksız yapılmış gibi amel defterine kaydedilir. Ve bu geceyi idrak etmek için Ramazan'ın son on gününü cehd ve içtihadla geçirenler, tüm günahlarından bağışlanmış, duaları kabul olmuş, beklentilerine erişmiş, korkularından emin kılınmış olarak Ramazan'dan çıkarlar.

Cehennem Korkusuyla Ürperen Kalplere Şifa Ayıdır

Allah'a (cc) gönülden inanmış, gönüllerini sevgiyle imar edip korkuyla muhafaza eden kullar vardır. O'na (cc) olan saygılarından ötürü kalpleri ürpermektedir. Onlar, Allah'ın adaletsizliği ya da onlara zulmetmesinden değil (haşa), amellerinden ve kusurlarından dolayı korkar, ürperirler. Kur'an'ın ifadesiyle kalpleri tir tir titremekte, benliklerini bir ürperti kaplamakta, azabı hatırlatan ayetleri okuduklarında tüyleri diken diken olmaktadır.

"Biz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hâle getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı." [68]

"Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar." [69]

"Onlar (Musa ve Harun) görmedikleri hâlde Rablerinden korkarlar, kıyametten ötürü korku ve endişe içindedirler." [70]

"Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar; işte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar." [71]

"Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir." [72]

Böylesi temiz ve değerli kalplere sahip olanlar için Ramazan bir fırsattır. Allah (cc) cehennemin kapılarını kapatır, onları korku ve ürpertilerinden emniyette kılar. Daha ötesi, her gece bazı kullarını ateşten azad eder. Onlar için bir ömür boyunca taşıdıkları korkularından emin olacakları bir fırsattır Ramazan.

"Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur. Cehennem kapıları kapanır ve hiçbiri açılmaz. Cennet kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir melek şöyle seslenir: 'Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel. Ey şer isteyen, günahlarından vazgeç.' Allah'ın bu ayda ateşten azad ettiği nice kimseler vardır ve bu, Ramazan boyunca her gece böyledir." [73]

"Rasûlullah buyurdu ki: 'Kim Allah yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.' " [74]

Yüksek Dereceleri Elde Etme Ayıdır

Müminler sınıf sınıftır. İmanları ve ona bağlı olarak amellerinin farklı olması gibi; dereceleri de farklıdır.

"Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur." [75]

İman; şirk, bidat ve masiyetten arındıkça kalp yüce makamları arzulamaya başlar. Bu yüce makamlar öncelik sırasına göre dört makamdır. Allah (cc) imtihanı kazanan ve rıza-ı ilahiye ermiş seçkin kullarını şöyle ifade eder:

"Kim Allah'a ve Rasûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!" [76]

Müminler için nubuvvet kapısı Allah Rasûlü'yle (sav) beraber kapanmıştır. Geriye şartlar ne olursa olsun hâlini koruyan ve istikamet üzere kalan Sıddık, en değerli varlığını Allah yolunda infak ederek kanıyla tevhid davasına şahitlik eden Şehit ve taati masiyetinden fazla olup kardeşlerine güzel örnek olan Salihlik makamı kalmıştır.

Ramazan, bu mertebeleri elde etmek için bir fırsat ve Allah tarafından sunulmuş bir ödüldür.

"Beraber Müslüman olmuş iki adam Allah Rasûlü'ne geldiler. Onlardan biri ibadet hususunda diğer arkadaşından daha çalışkandı. İbadetlere düşkün olanı bir savaşta şehit oldu. Diğer arkadaşıysa bir yıl sonra vefat etti. Onun vefatından sonra bir rüya gördüm. Kendimi cennetin kapısında gördüm. Vefat eden iki arkadaş da oradaydı. Cennetten biri çıktı ve ikinci vefat edeni cennete girmesi için çağırdı. Sonra şehit olanı girmesi için çağırdı. Bana döndü ve 'senin henüz zamanın gelmedi' dedi. Talha bu rüyayı insanlara anlattı. İnsanlar çok şaşırdı (Şehid'in cennete arkadaşından sonra girmesine şaşırdılar) ve rüyayı Allah Rasûlü'ne sordular.

— Neden şaşırdınız?

— İbadet konusunda daha çalışkan olan ve sonrasında şehit olan cennete arkadaşından sonra girmiş!

— Cennete ilk giren, arkadaşından bir sene sonra vefat etmedi mi?

— Evet.

— Ramazanı idrak edip orucunu tutmadı mı?

— Evet.

— Bu sürede Allah'a secde etmedi mi?

— Evet.

— İkisinin arasındaki fark yer ile gök arasındaki fark kadardır." [77]

Salih Ameller Konusunda Bilinç Elde Etme Onları Çoğaltma Ayıdır

Yaptığımız amellerde üç noktayı esas almalıyız. Salih amelleri çoğaltmalı, amelleri bilinçli yapmalı ve yaptığımız amelleri Ramazan sonrasına taşıyacak şekilde alışkanlık hâline getirmeye çalışmalıyız.

"Rasûlullah hayır yönünden insanların en cömertiydi, hayırda en cömert olduğu zaman Ramazan ayıydı. Çünkü her gece Cibril gece çıkıncaya kadar onunla olurdu. Rasûlullah Kur'an-ı ona arz ederdi. Rasûlullah hayırda, esen rüzgardan daha cömertti." [78]

Yapmak isteyip de yapamadığımız salih amelleri belirlemeli, Ramazan'ın başlamasıyla beraber bu amelleri hayata geçirmeliyiz. Sair zamanlarda nefse zor gelen ve insanın yapamadığı birçok amel Ramazan ayı içerisinde manevi bir bereketle kolaylaşır. Nefisler bu ayda var olan rahmani havayla maddeden soyutlanıp manaya yönelir. Bu manevi fırsatı iyi değerlendirmek gerekir.

Salih amellere bina edilen hayırlar ancak şuurlu ve bilinçli bir şekilde ifa edildiğinde elde edilebilir. Örneğin, Namazın insanı kötülükten alıkoyan, ruhu hafifletip rahatlatan ve insanın gözünü aydın kılan huzur verici bir yönü vardır. Vakıa, her namaz kılan bu faideleri elde edemiyor! Neden? Namaz, Allah'ın (cc) buyurduğu gibi Allah'ı anmak ve hatırlamak için kılınırsa ona bina edilen hayırlara ulaştırır insanı.

"...Namazı benim zikrim için kıl." [79]

Yani; şuurlu bir şekilde namazını kıl. Namazın sana Allah'ı hatırlatsın. Sana Allah'ı hatırlatmayan, seni salih amele sevk etmeyen gafillerin namazı olmasın.

"...Veyl olsun o namaz kılanlara. Onlar namazlarında gaflet içindedirler. Onlar ki riyakârdırlar..."

Yukarıda zikrettiğimiz hakikat, tüm salih ameller için geçerlidir. Oruç, Kur'an kıraati, infak, iftar davetleri... Şuur kaybolup ameller âdet olarak yapılmaya başlandığında sahibine fayda vermez. Bazen Maun suresinde olduğu gibi sahibine zarar veren bir eyleme dönüşür.

Şuur kalbin amelidir ve kalbin temizliğiyle orantılıdır. Günahlarla kirlenen ve üzerini pas kaplayan kalp, düşünmez, akletmez, şuura ermez. Ramazan'da kalpler, şeytanların bağlanması, rahmet kapılarının açılması ve rahmani havayla arınıp şifa bulur. Allah'a yönelmesi ve salih amellerin onarıcı etkisini hissetmesi kolaylaşır. Bu ayın manevi havasından faydalanarak ibadetlerde şuuru yakalamaya gayret gösterilmelidir.

İnsan, belli bir tabiat üzere yaratılmıştır. Yaratılıştan getirdiği özelliklerden biri de; sebat edip, düzenli olarak yaptığı amellerde alışkanlık kazanıyor olmasıdır. Düzenli olarak yapılan amellerin alışkanlık hâline gelmesi için, şuurla yapılması gerekmektedir. Malesef, insanoğlu Ramazan'da yaptığı amellerde şuuru yitirince Ramazan âdeti olarak amel yapmaya başlar. Âdet hâlini alan ameller dönüştürücü ve ıslah edici etkisini yitirir.

Bu olumsuz döngüye girmemek için; her gün Ramazan ayında olduğumuzu hatırlamalı, gerekirse sözlü ya da yazılı telkinlerle Ramazan şuurunu yenilemeliyiz.

Masiyetlerden Kurtulma Ayıdır

Şeytanların bağlanması, cehennem kapılarının kapanması, gündüzleri masiyetten alıkoyan oruç, akşamları mescid ortamı ve teravih; masiyetleri zorlaştırır bu ayda. Alışkanlık ve bağımlılık hâlini almış olan masiyetler dahi Ramazan'da nadiren yapılabilir.

Ramazan'ın bu hayrından mutlaka istifade etmeli ve alışkanlık hâline gelmiş masiyetlerden kurtulmak için adım atmalı. Sigara alışkanlığı olan, televizyon karşısında ömür tüketen, interneti masiyet aracı olarak kullanan, rızkına haram bulaştırmış olan... bu günleri fırsat bilmeli, Rabbinin rızasına erişmek için acele etmelidir. Lisan-ı hâli, Musa'nın (as) lisan-ı kaliyle uyuşmalıdır.

"...Hoşnut kalman için, sana gelmekte acele ettim Rabbim!" [80]

İslam'a Davet Ayıdır

Ramazan, iftar programlarının yoğun olduğu bir aydır. Birçok insanı bir araya getiren farklı programlara ev sahipliği yapar bu ay. Akraba, dost, arkadaş, komşu... iftar programlarında bir araya gelirler.

İslam davetinde yemeğin yeri ayrıdır. Nebi (sav), akrabalarını İslam'a davet ettiği ilk yıllarda yemek meclisleri oluşturup akrabalarını davet ederdi. Yemek sonrasında İslam'ı arz ederdi. Yemekle kalplerini, Allah'ın açık ve açıklayıcı ayetleriyle akıllarını fethetmeye çalışırdı.

Tevhid ehlinin bu fırsattan istifade ederek, iftar programlarını değerlendirmeleri ve davet programı hazırlamaları gerekir. Her iftar bir davet ortamına dönüşmeli, Allah'ın (cc) bahşettiği hidayet nimetine şükür kabilinden insanları Allah'a (cc) davet etmelidir.

•••

Ramazan'ın sunduğu bu fırsatlar insi ve cinni şeytanları rahatsız etmiştir. Zincire vurulan cinni şeytanların görevini insi şeytanlar devralarak mübarek ayı ifsat etmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ramazan'ı, eğlence ve festival ayına çevirerek, başta oruç olmak üzere bu ayda yapılan salih amellerin içini boşaltmakta; Ramazan'a özel Tv programlarıyla bu ayı fısk ve fücur ayı hâline getirmektedirler.

Tevhid ehli olarak toplumu bu konuda biliçlendirmeli, onları Allah'tan, tevhidden, İslam'dan uzaklaştırmak için her türlü hile ve desiseye başvuran tağutların aksine, her fırsatta onları tevhide davet edip, kaybettikleri İslami değerleri hatırlatmalıyız onlara.

Rabbimiz! Bizleri Ramazan'a eriştirdiğin gibi, ondan faydalanmayı ve sunduğun fırsatları değerlendirmeyi ihsan eyle.

 

 

[1]        .     "Allah, gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüzün elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle devam edip gider." (Müslim)

[2]        .     "Allah, insanların günahlarını örtüp gizleyenlerin günahlarını örter.'' (Müslim)

[3]        .     "Allah yolundaki mümine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, keder, hatta ayağına batan diken, günahlarına kefaret olur.'' (Buhari)

               "Bir kul kendisi için (cennette) hazırlanmış olan makama ameliyle erişemeyecekse, Allah onun bedenine veya malına veya çoluk çocuğuna bir bela verir de bu belaya sabrı sebebiyle o makama eriştirilir." (Müsned)

               "Ateşin altın ve gümüşün paslarını giderdiği gibi, bir Müslümanın hastalığı da onun günahlarını giderir." (İbni Mace)

[4]        .     "Bir adam geldi ve: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bir günah işledim' dedi. O sırada namaz kılınacaktı. Cemaat hazırdı. Kamet getirildi ve namaz kılındı. Adam Rasûlullah ile birlikte namaz kıldı. Namazın ardından adam tekrar:

               'Bir günah işledim' dedi. Peygamberimiz: 'Sen bizimle beraber namaz kılmadın mı?' buyurdu. Adam:

               'Evet, kıldım ya Rasûlallah' dedi. Rasûlullah: 'Git, senin günahın bağışlandı' dedi.'' (Buhari, Müslim.)

[5]        .     "Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayacak olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.'' (35/Fatır, 45)

[6]        .     "Her Pazartesi ve Perşembe günü ameller Allah'a arz olunur. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi dışında, Allah'a şirk koşmayan her kulun günahları bağışlanır. '(Meleklere) siz şu iki kişiyi birbiriyle barışıncaya kadar erteleyin' buyurulur." (Müslim)

[7]        .     "Allah yedi gün içinden bir günü seçmiş, onu diğerlerine üstün kılmıştır. O gün Cuma günüdür. Allah o gün yeryüzünü ve gökyüzünü yaratmış (tamamlamış) ve o gün kulları hakkındaki hükmünü (kazâ-kader) vermiştir. Cennet ve Cehennemi o gün yaratmıştır. Âdem cennete o gün sokulmuş ve yine o günde (dünyaya) indirilmiştir. Tövbesi de o gün kabul olunmuştur. Kıyamet ise yine bu gün kopacaktır. O günde öyle bir saat var ki, Müslüman bir kul o saate denk getirerek Allah'tan hayırlı bir şey isterse, Allah onun isteğini verir' buyurdu." (Müslim)

[8]        .     Taberani

[9]        .     Taberani

[10]       .     Buhari, Müslim.

[11]       .     Nesai

[12]       .     Tirmizi

[13]       .     Tirmizi

[14]       .     Buhari, Müslim.

[15]       .     Müsned

[16]       .     10/Yunus, 58

[17]       .     Mecmau'l Zevaid

[18]       .     Müsned, Sünen Darimi.

[19]       .     Müsned, Ebu Davud.

[20]       .     7/A'raf, 55

[21]       .     28/Kasas, 24

[22]       .     El-Vabilu'l Seyyib

[23]       .     Müsned, Ebu Davud.

[24]       .     Müsned

[25]       .     Buhari, Müslim.

[26]       .     48/Fetih, 18

[27]       .     8/Enfal, 70

[28]       .     Buhari, Müslim.

[29]       .     Müsned

[30]       .     42/Şura, 30

[31]       .     83/Mutaffifin, 14

[32]       .     Müsned, İbni Mace.

[33]       .     71/Nuh, 10-12

[34]       .     2/Bakara, 222

[35]       .     51/Zariyat, 55

[36]       .     Faydalı olacağını düşündüğümüz çalışmalar:

  • Ramazan Azığı, İbrahim Gadban, Menahil yayınları.
  • Ramazan'ı Nasıl Karşılamalıyız, Abdulmennan Joulha, Guraba yayınları.
  • Ramazan Mektubu, Ebu Hanzala, Furkan Basım ve Yayınevi.

[37]       .     Muttefekun Aleyh

[38]       .     Sahihu'l Cami, Enes'ten (ra.)

[39]       .     79/Nazi'at, 40-41

[40]       .     Muttefekun Aleyh

[41]       .     Buhari

[42]       .     İmam Ahmed

[43]       .     Nesai, Darimi

[44]       .     2/Bakara, 185

[45]       .     Tirmizi, Darimi

[46]       .     İbni Mace, Darimi

[47]       .     Muttefekun Aleyh

[48]       .     Müslim

[49]       .     17/İsra, 82

[50]       .     10/Yunus, 57

[51]       .     Müttefekun Aleyh

[52]       .     73/Müzzemil, 1-8

[53]       .     32/Secde, 15-16

[54]       .     Muttefekun Aleyh

[55]       .     Nesai

[56]       .     24/Nur, 20

[57]       .     2/Bakara, 64

[58]       .     4/Nisa, 83

[59]       .     4/Nisa, 113

[60]       .     24/Nur, 21

[61]       .     Buhari, Müslim.

[62]       .     Buhari, Müslim.

[63]       .     57/Hadid, 21

[64]       .     83/Mutaffifin, 22-26

[65]       .     Buhari, Müslim.

[66]       .     Nesai

[67]       .     Buhari, Müslim.

[68]       .     21/Enbiya, 90

[69]       .     24/Nur, 37

[70]       .     21/Enbiya, 49

[71]       .     Müminun, 60-61

[72]       .     97/İnsan, 8-11

[73]       .     Tirmizi

[74]       .     Tirmizi

[75]       .     35/Fatır, 32

[76]       .     4/Nisa, 69

[77]       .     Müsned

[78]       .     Buhari, Müslim.

[79]       .     20/Taha, 14

[80]       .     20/Taha, 84

Bu Sayfayı Paylaş :