Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Zorlukla Beraber 07-04-2018 Sayfa : 18-21 / Yazar : Özcan YILDIRIM

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (1) وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ (2) الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ (3) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (4) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (5) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (6) فَإِذَا فَرَ غْتَ فَانْصَبْ (7) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ (8)

1. Biz göğsünü genişletmedik mi?

2. (Nübüvvet öncesi hatalarını veya nübüvvetin ağır) yükünü üzerinden indirmedik mi?

3. Ki o yük senin belini bükmüştü.

4. Senin şanını yüceltmedik mi?

5. Hiç şüphesiz ki, zorlukla beraber kolaylık vardır.

6. (Evet) zorlukla beraber kolaylık vardır.

7. (Öyleyse) boş kaldığında hemen (ibadet ve taate koyul ve) yorul.

8. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

Şerh suresine dair mülahazalarımıza bu ay kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaallah.

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

"Hiç şüphesiz ki, zorlukla beraber kolaylık vardır. (Evet) zorlukla beraber kolaylık vardır."

Surenin bu iki ayetinde önce lugavi mülahazalarımızı bir kaç maddede özetleyip, sonra ne mana ifade ettiğinden bahsetmeye çalışacağız.

1. Tekid Üslubu

İki ayetin birbiri ile aynı olduğunu görmekteyiz. Bu Kur'an'daki tekid üsluplarından bir tanesidir. Kur'an'daki tekid üslupları hakkında umumen bir kaç noktaya temas edecek olursak;

Araplar İslam öncesi edebiyatlarında da önem atfettikleri, değerli gördükleri veya dikkat çekmek istedikleri bir husus için tekid üslubunu kullanmışlardır. Önemin büyüklüğüne göre tekid üslupları fazlalaşır. Bunu günümüz Türkçesi ile kıyas ettiğimizde de dilin içerisinde geniş anlamda yer bulmasa da aynı durumun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.

Kur'an-ı Kerim de dikkatleri çekmek, bir konunun önemini vurgulamak için farklı farklı tekrar üsluplarını kullanmıştır.

"Karia/şiddetle çalan-sarsan kıyamet! Nedir o Karia? Sen Karia'nın ne olduğunu nereden bileceksin O gün insanlar, (ışığın etrafında dönen) pervaneler gibi, etrafa saçılmış, darmadağınıktır." [1]

"Çünkü o düşündü, ölçtü. Kahrolası, nasıl ölçtü biçti! Bir daha, bir daha kahrolası, (bu) nasıl ölçüp biçmek?" [2]

"Asla! Pek yakında bilecek/anlayacaksınız. Sonra bin kere asla! Pek yakında bilecek/anlayacaksınız." [3]

"Asla! (Kıyamet onların ihtilaf ettikleri gibi şüpheli ve belirsiz değildir). Yakında bilecek/anlayacaklar. Binlerce kere asla! İlerde onlar bilecekler." [4]

Mürselat suresinde: "O gün, yalanlayanların vay haline!" ayeti yedi defa tekrar edilirken Rahman suresindeki "(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız?" ifadesi de otuz bir defa yinelenmiştir.[5]

2. Usr-Yusr Kelimelerinin Kullanımı

Burada iki kelimenin Arapça dil bilgisi açısından ele alınması, ayetin anlaşılması açısından büyük önem arz etmektedir. Biri العسر el-usr/zorluk diğeri يسر yusr/kolaylık kelimesidir. Bu iki kelimenin bir tanesi "Elif-Lam"(ال) takısı ile gelmiş, diğeri ise bu takıdan soyutlanmıştır. Burada kullanılan "Elif-Lam" ise Arapçada marife olan "Elif-Lam"dır. Yusr kelimesi ise ise nekiradır. Bunun Türkçe dilbilgisindeki karşılığı ise "el-usr" belirtili isim, "yusr" ise belirtisiz isimdir. Başka bir ifadeyle, birisi bilinen ve tanınan iken, diğeri ise bilinmeyen, tanınmayan ve çok çeşitli olandır. Zorluk bir tane şeyi ifade ederken, kolaylık ise belirsiz ve bir çok hususu ifade eder.

3. مع (Birliktelik) Edatının Kullanımı

Ayette dikkat çeken lugavi inceliklerden bir tanesi de مع (maa/birliktelik) edatının kullanılmasıdır. Allah subhanehu ve teâlâ ayette hikmeti gereği بعد (ba'de) gibi sonralığı ifade eden bir edat kullanmamış aksine birlikteliği ifade eden bir edatı kullanmıştır.

Ayetlerdeki bu ve daha bir çok incelik, denizin derinliklerindeki incilerden bir kaç tanesi gibidir.

İbni Kayyım rahimehullah ayetin açıklamasında şunları ifade demiştir: "Ayette zorluk sözcüğü her ne kadar iki defa tekrar edilmiş olsa da, marife (belirli) bir sözcük olarak tekrarlandığı için tek bir zorluk anlamına gelir. Oysa kolaylık sözcüğü nekire (belirsiz) olarak tekrarlandığı için iki kolaylık anlamına gelir. Dolayısıyla zorluk, iki kolaylıkla kuşatılmıştır. Bu kolaylıklardan biri zorluk­tan önce diğeri zorluktan sonradır. Bu nedenle, zorluk hiçbir zaman iki kolaylığa galip gelmez." [6]

Bu iki ayetteki tekrarlama üslubu -geçtiğimiz yazılarda da belirttiğimiz üzere- Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yaşamış olduğu zorlukların boyutunu gösterir nitelikte. Allah, ona önem verdiğini, himaye ettiğini, onun için kolaylıkların olacağını, sıkıntıların tarifi imkansız kolaylıklarla aşılacağını haber edip, güzel günlerle müjdeliyor.

Bir kardeşimiz bir sıkıntı içerisine girdiğinde onu farklı cümlelerle, farklı farklı yerlerden teskin ederiz ve bir nevi manevi bir terapi uygularız ya, işte Allah da şirk toplumunun içinde mengene içinde kalmış ve davet görevini icra etmeye çalışan Rasûlü'nü özelde buradaki tekid üslubu ile müjdelerken genelde Duha ve Şerh suresi ile teskin ediyor.

Gördüğün sıkıntılar, çektiğin eziyetler ve davetin ağırlığı elbette olacak. Fakat bu tek bir zorluğun yanında, bu zorluğun üstesinden gelmeni sağlayacak sayısız kolaylıklar olacaktır. Davetin her merhalesinde bir zorluk seni beklerken, Rabbinin o zorluğun peşine kolaylıkları gönderdiğini asla unutma!

Vahyin zorluğunu Hatice gibi bir eş ile, insanların yalanlamasının sıkıntısını Ebu Bekir gibi bir arkadaş ile üstesinden gelmeni sağlayan yine O'dur. Mekke'nin ileri gelenleri Muhammedu'l Emin dedikleri halde seni yurdundan çıkarmaya zorladıklarında, Allah sana canları, malları ve yurtları ile beraber seni savunan ashabı peşi sıra getirdi…

Zorluğu gönderen O ise, kolaylığı da peşine bağlayan yine O'dur…

Seleften birinin dediği gibi 'Zorluk asla iki kolaylığa galip gelmez.'

Nebi'de sallallahu aleyhi ve sellem "Şüphesiz kurtuluş sıkıntıyla beraberdir. Zafer sabır ile beraberdir. Zorlukla beraber de kolaylık vardır." [7] diye buyurmadı mı?

Allah subhanehu ve teâlâ: "Sizden önceki toplumların başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onların başına çeşitli yoksulluklar ve musibetler geldi. Öylesine sarsıldılar ki (sonunda) Rasûl ve onunla beraber olan müminler 'Allah'ın yardımı ne zaman?' dediler. Dikkat edin! Şüphesiz ki, Allah'ın yardımı yakındır." [8]

"Artık elçiler ümitlerini kesip, yalanlandıklarını sandıklarında, yardımımız onlara gelmiş ve dilediklerimiz kurtarılmıştı. Ancak azabımız suçlu günahkarlardan geri çevrilmeyecektir." [9] buyurmadı mı?

İslam davetinin sancağını avuçlayanlara, hatta kolları koptuğunda bedeni ile sancağı taşıyanlara Allah yardım ettiği halde nedir bu ümitsizlik? Zorluktan, darlıktan, tağutların ve küresel tuğyanın tasallutundan ve şeytanların günbegün güçlenmesinden ve ordularını techiz etmesinden dolayı seni ürküten nedir?

Düşman belli bir cihetten eni boyu çapı belli bir halde geliyorken ve biz düşmanı (zorluğun marifeliğini) biliyorken ve kolaylıklar bizim heybemizde ve sayısız iken neden bu özgüvensizlik?

"Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır." [10] diye buyrulduğu halde onun ve dostlarının hilesinden ne diye korkalım kardeşim?

Türlü imtihanlarla karşılaşacağımızı söyleyen de vahdaniyetine şahitlik ettiğimiz Allah, bu imtihanlarla beraber çıkışın olacağını ve sevineceğimizi söyleyen de yine En-Nasır, El-Fettah olan Allah…

Sayısız zorluk seni karşılasa da bu aslında tek bir zorluktur. Eni boyu çapı çevresi belli olan ve bize gösterilen zorluktur. Ama kolaylıklar tarifi zor bir şekilde fazladır. Her taraftan esen kolaylıklar bizi bekler.

Bu dinin tabiatında kolaylık olmadığını Cibril ilk geldiği an Rasûl'ü sıkarak "Oku!" diyerek göstermedi mi? Varaka b. Nevfel bu daveti ilk duyduğu anda "Seni yurdundan çıkaracakları gün keşke seninle birlikte olsaydım.", "Senin getirdiğini kim getirmişse mutlaka ona düşmanlık gösterilmiştir." cümlelerini sarfederek bu davetin zorluklarla ve musibetlerle karşılaşacağını Rasûl'e nasihat etmedi mi?

Bugün de durum farklı mı kardeşim? İslam davetini zorluklarla engelleyecekler… Zuhrufu'l kavl/süslü yaldızlı sözlerle kendi davetlerini allayıp pullayacak, davetin sesini kısmak için her türlü fenalığı, düzenbazlığı ve hokkabazlığı sergileyecekler. Fakat bedenlerimizde canlarımızı taşıdığımız müddetçe, hokkamızda mürekkebimiz bitmedikçe, eşlerimiz ümmetin evlatlarını doğurdukları müddetçe davetimizi her tarafa taşıyacağız. Onların demokrasi havariliği yapan ve şirke kan pompalayan mabetlerinden uzak ibadetgâhlarımızda, kıblegâhlarımızda ve Daru'l Erkamlarımızda zorluklara göğüs germe çabalarımızı ortaya koyacağız.

Şunu unutma kardeşim!

Zorlukları aşmak, zorluklarla yüzleşmekten kaçmakla gerçekleşmez. Bilakis zorlukları aşmak, inandığın değerler, ilkeler ve menhecin üzerinde sabır ve sebat ederek gerçekleşir.

Allah bizi başarıp başarmadığımızdan dolayı hesaba çekmeyecek, zor zamanlarda zorluklara karşı ortaya koyduğun amelimizle hesaba çekecektir. Unutma ki karanlığın en koyulaştığı zaman fecrin doğuşu yakındır. Ve haddini aşan ve arşı titreten zulümler, ilahi yardımın onun hemen peşinde olduğunun habercisidir!

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile…

 

 

[1]        .     101/Karia, 1-3

[2]        .     74/Müddessir, 18-20

[3]        .     102/Tekasür, 3-4

[4]        .     78/Nebe, 4-5

[5]        .     Allah subhanehu ve teâlâ, Mürselat Suresi'ndeki bu ayetlerin bağlamında kıyamet gününün dehşetine dikkat çekerek, suçluların hesap vermekten kaçamayacaklarından haber verirken, Rahman Suresi'nde de vermiş olduğu nimetlerin bir kısmını sayıp bu nimetin karşısında insanoğlunun daima şükür içerisinde olmasını hatırlatmaktadır.

[6]        .     Bedâiu'l Fevâid, 2/155

[7]        .     Tirmizi

[8]        .     2/Bakara, 214

[9]        .     12/Yusuf, 110

[10]       .     4/Nisa, 76

Bu Sayfayı Paylaş :