Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Hilal ÇİFTÇİ

Her şeyi bir ölçü ile yaratan Allah'a subhanehu ve teâlâ hamd olsun. İslam'ın ölçüsünü bize en iyi şekilde tebliğ eden Peygamberimiz'e salât ve selam olsun.

Vasat olmak, İslam'ın övdüğü fakat günümüzde sahih anlamından soyutlanan, neredeyse içi boşaltılan ve sadece orta yollu olmak ya da ortacı bir din kalıbına sıkıştırmaya çalışmak suretiyle istismar edilen bir kavramdır. Ümmetin vasıflarından biri olan vasatlık; orta yol adı altında gevşeklik değil, bilakis hayatın her alanında ölçülü olmaktır. Müslümanın her ânı ameldir. Dolayısıyla amellerde bu önemli vasfı taşımak büyük ehemmiyet arz etmektedir. Amellerde vasat olmanın önemine dair, kaleme aldığımız bu yazımızda İslam'ın amellerde istediği ölçü nedir sorusuna cevap aramaya çalışacağız.

Vasat kelimesinin birçok anlamı mevcuttur. Her meselede olduğu gibi bu meselede de Kur'an ve Sünnete başvurmak bizi en doğru sonuca götürecektir.

Kur'an'da 'vasat' kelimesinin geçtiği tek ayet Bakara Suresi 143. ayettir.

"Sizin insanlığa, Rasûl'ün de size şahitlik etmesi için sizi vasat bir ümmet kıldık…" [1]

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bu ayeti şöyle tefsir etmiştir:

"Kıyamet gününde Nuh aleyhisselam çağırılır. Çağrıya 'Lebbeyk ya Rab' diye karşılık verir. Allah subhanehu ve teâlâ: 'İnsanlara tebliğ ettin mi?' diye sorar. 'Evet, ya Rabbi!' der. Allah, Nuh'un aleyhisselam kavmine sorar: 'Size tebliğ etti mi?' 'Hayır ya Rabb, bize hiçbir uyarıcı gelmedi' derler. Allah Nuh'a aleyhisselam yönelir: 'Bu konuda sana şahitlik edecek kimse var mıdır?' der. Nuh: 'Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem ümmeti' der…

… Ve siz O'nun, kavmine tebliğ ettiğine şahitlik edersiniz. Bu, Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözüdür: 'İşte böylece sizi vasat bir ümmet kıldık…' Vasat, yani adalet demektir." [2]

Buradan açıkça anlaşıldığı gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, vasat olmayı adaletle tefsir etmiştir. Bunun yanı sıra vasat kelimesinin diğer anlamlarına bakacak olursak vasat kelimesinin geniş bir anlam ifade ettiği görülecektir.

• Adil olmak

• Seçkin ve değerli

• Bir miktarın iki eşit tarafı/iki uç noktanın ortası

"Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz…" [3]

Bu ayet ile Bakara 143. ayete bakılırsa, "… vasat bir ümmet …''/"… en hayırlı ümmet …" ifadelerinin birbirlerini destekledikleri görülür. Yani vasat kelimesi, lügat manası olan seçkin, değerli ve hayırlı anlamı taşıdığı için İslam bu manayı reddetmez.

Diğer manaya -iki uç noktanın ortası- gelecek olursak; Kur'an'da bu manaya şahitlik eden bir nas mevcut değildir. Fakat İslam, meselelerde orta yollu olmayı övdüğünden dolayı bu mana da reddedilmez.

Vasat, hayatın her alanında Allah'ın subhanehu ve teâlâ emrettiği ve nehyettiklerine misli misline itaat etmektir.

Vasat kavramı hakkında verilen kısa bilgilerden sonra amellerde vasatlığı tanımlayabilmek için İslam'ın amellere yaklaşma biçimine göz atmak gerekir. Allah'a subhanehu ve teâlâ karşı kulluk görevimiz olan ibadetlerde kolaylık yolunu seçmek esastır. İslam, kullara zorluk değil, kolaylığı teşvik eder. Din kolaylık dinidir ki bu, Allah'ın subhanehu ve teâlâ kullara rahmetinden ileri gelir.

"Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez." [4]

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz." [5]

"Din kolaylıktan ibarettir." [6]

"Allah subhanehu ve teâlâ, beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı değil, öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi." [7]

Yukarıda bahsi geçen ayet oruçla ilgili olup, hasta ve yolcu olduğu için oruç tutmayanların, iyileştikleri ve yolculukları bittiği zaman oruçlarını tutabileceklerini haber vermektedir. İşte bu, mu'minler için büyük kolaylık ve Allah'ın subhanehu ve teâlâ rahmetidir. Kur'an ve sünnete müracaat edildiğinde, İslam'ın kolaylık dini olduğu açıkça görülmektedir. Bu kolaylık, hayatın her alanında olması gereken bir esastır. Bu bağlamda amellerde ifrat ve tefrite değinmek yerinde olacaktır.

İfrat ve tefrit kelimelerinin Türkçe'de tam bir tanımı mevcut olmamakla beraber ikisi için de aşırılık manası kullanılabilir. İfrat, normalden fazla; tefrit ise normalden az demektir. Örneğin, çok uyumak ifrat; az uyumak tefrittir. İhtiyaç kadar uyumak ise vasattır. Örnekleri çoğaltacak olursak;

İsraf ifrat, cimrilik; tefrit ve cömertlik ise vasattır.

"Harcarken ne israf ne de cimrilik eder; ikisi arasında bir yol tutarlar…" [8]

İsa'yı aleyhisselam aşırı sevmek ifrat, sevmemek tefrittir. İsa'ya aleyhisselam, Allah ve Allah'ın oğlu diyen Hristiyanlar ifrattadır; O'nu sevmeyen, annesine iftira eden Yahudiler ise tefrittedir. Müslümanlar ise İsa'yı aleyhisselam, Allah'ın subhanehu ve teâlâ kulu ve Peygamberi olarak kabul ederler. İşte bu, vasat yollu olmaktır.

Bir kimseyi aşırı sevip bütün sırlarını ona vermek ifrattır. Arkadaşına sevgisini belli etmemek ve her şeyini ondan gizlemek ise tefrittir. Düşmanlıkta da aşırı gitmek ifrattır. Dostluk ve düşmanlıkta da vasat bir yol tutulmalıdır.

Örneklerden de anlaşılacağı üzere vasat, ifrat ve tefritten yani tüm aşırılıklardan uzak olmaktır. İslam, tüm yaşantımızda ifrat ve tefritten arınmamızı ister. Bu durum, amellerde de böyledir. Az ibadet etmek tefrit, çok fazla ibadet etmek ise ifrattır. Gücünün yetmediği şekilde ibadet etmeye çalışmak, mesela geceleri hiç uyumadan namaz kılmak; gündüzleri hep oruç tutarak geçirmek; hanımından uzak kalmak; et, süt, tatlı gibi şeyleri hiç yememek ifrattır, aşırıya gitmektir.

Enes bin Malik'ten radıyallahu anh rivayet edildiğine göre:

"Peygamber'in nafile ibadetlerini öğrenmek üzere üç kişilik bir grup, Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Peygamberimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve:

'Allah Rasûlü nerede, biz neredeyiz? O'nun geçmiş ve gelecek tüm günahları bağışlanmıştır,' dediler. İçlerinden biri:

'Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım,' dedi. Bir diğeri:

'Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğin,' dedi. Üçüncü sahabi de:

'Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim,' diye söz verdi.

Bir müddet sonra Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi:

'Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah'a yemin ederim ki, ben sizin Allah'tan en çok korkanınız ve O'na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.' " [9]

Sürekli oruçlu olmak, ibadet maksadıyla bütün geceyi uykusuz geçirmek hoş karşılanmamıştır. Ayrıca bu tür aşırı davranışlar takvadan da sayılmaz. Bu durum ruhbanların ibadetlerine benzemektedir ki Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem engel olmak istediği şey, dinde haddi aşma ve İslam'da caiz görmediği bir nevi ruhbanlığa yönelmedir. Oysa Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri kendinize haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allah sınırı aşanları sevmez." [10]

Bu ayetin nüzul sebebine bakacak olursak mesele daha iyi anlaşılacaktır.

"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sahabeye kıyametten bahsetmişti. Sahabe çok duygulanmış ve ağlamışlardı. Sonra aralarından on kişi Osman bin Maz'un' un evinde toplandılar. Onların içinde Ebubekir ve Ali bin Ebi Talib de vardı. Yaptıkları istişare neticesinde, bundan böyle dünyadan el-etek çekmeye, kendilerini hadım ettirmek suretiyle erkeklik duygularından kesilmeye, gündüzleri oruçlu, geceleri de yatakta yatmaksızın uyanık ve ibadetle geçirmeye, et ve et ürünleri yememeye, kadınlara yakın olmamaya, güzel koku sürmemeye, yeryüzünde gezip dolaşmamaya karar verdiler. Bu haber Peygamberimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem ulaşınca kalkıp Osman ibni Maz'un'un evine geldi, fakat kendisini evde bulamadı. Hanımına, Osman ve arkadaşlarının kendisine gelmeleri için haber bıraktı. Sonra onlar da Peygamberimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem yanına geldiler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem karar aldıkları hususları kendilerine sayarak:

— Bu konularda ittifak yapmışsınız öyle mi, dedi. Onlar:

— Evet ya Rasûlullah! Bizim bunlarda hayırdan başka bir gayemiz, arzu ve isteğimiz yoktur, dediler.

— Bunun üzerine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

Şüphesiz ki ben bunlarla emrolunmuş değilim. Elbette sizin üzerinizde nefislerinizin hakkı vardır. Bazen oruç tutar bazen tutmam. Gece hem ibadet ederim hem uyurum. Et ve et ürünleri yediğim gibi hanımlarla da beraber olurum. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.

Sonra sahabeyi toplayıp onlara bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:

'Birtakım kimselere ne oluyor ki, hanımlarla evlenmeyi, yeme-içmeyi, güzel koku sürmeyi, uyumayı ve meşru sayılan dünya zevklerini kendilerine haram kılıyorlar. Şüphesiz ki ben size keşiş ve ruhban olmanızı emretmiyorum. Benim dinimde et yemeği terk etmek, kadınlardan uzaklaşmak bulunmadığı gibi, dünyadan el-etek çekip manastırlara sığınmak da yoktu. Ümmetin seyahati oruç, ruhbanlığı ise cihattır. Allah'a ibadet ediniz. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayınız; hac ve umre yapınız; namazlarınızı kılınız; zekatınızı veriniz; Ramazan orucunu tutunuz. Dosdoğru olunuz ki, başkaları da öyle olsun. Sizden önceki ümmetler aşırılıkları yüzünden helak oldular. Dini kendilerine zorlaştırdılar. Allah da onlara zorlaştırdı. Bugün kilise ve manastırlarda bulunanlar, onların artıklarıdır.' " [11]

Aişe radıyallahu anha annemizden gelen rivayete bakacak olursak:

"Aişe annemiz (r. anha) bir kadınla otururken, yanlarına Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem girdi ve:

— 'Bu kadın kim?' diye sordu. Aişe annemiz:

— 'Bu filan hanımdır,' dedikten sonra onun çok namaz kıldığından bahsetti. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

— 'Bütün bunları sayıp dökmeyi bırak; gücünün yettiği nispette ibadet etmeniz size yeter. Allah'a yemin ederim ki siz bıkıp usanmadıkça, Allah bıkıp usanmaz,' buyurdu." [12]

Enes radıyallahu anh şöyle dedi:

"Nebi sallallahu aleyhi ve sellem mescide girmişti. İki direk arasına uzatılmış bir ip gözüne ilişti:

Bu ip nedir, diye sorunca sahabiler:

Bu, Zeynep b. Cahş' a ait bir iptir. Namazda ayakta durmaktan yorulunca ona tutunuyor, 'dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

Onu hemen çözünüz. Sizden biriniz canlı ve istekli olunca nafile namaz kılsın; yorgunluk ve gevşeklik hissettiği zaman ise yatıp uyusun, buyurdu." [13]

Allah'a subhanehu ve teâlâ kulluğun ve O'na subhanehu ve teâlâ ibadetin bir sınırı ve sonu yoktur. İnsan ibadet etmekten bitkin düşebilir; bıkıp usanabilir. Fakat Allah subhanehu ve teâlâ, o kula ecir ve sevap vermekten bıkmaz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem özellikle bunu belirterek ölçülü davranmayı öğütlemiştir. Çünkü ölçüyü kaçıranlar zamanla güç ve kuvvetten düşüp ibadetlerine devam edemeyebilirler. Oysa az ve sürekli yapılan ibadetlerin ecirleri ise devamlıdır. Ayrıca Zeyneb bin Cahş'ın radıyallahu anha yapmış olduğu amel Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından hoş karşılanmamış ve ipin kaldırılması istenmiştir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Aşırılıktan sakınınız… Sizden öncekileri aşırılıkları helak etmiştir." [14]

"Dinde aşırı gitmeyiniz. Vallahi dinde aşırı giden kim olmuşsa din ona galebe çalmıştır…" [15]

Tüm bu yazılanlar doğrultusunda Müslüman, amellerinde her türlü aşırılıktan kaçınmalı, her işinde vasat olmayı tercih etmelidir ki İslam'ın bizden istediği de budur.

Duamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah' a hamd etmektir.

 

[1]. 2/Bakara,143

 

[2]        .     Buhari, 3339, 4486; Tirmizi, 2961.

 

[3]        .     Âl-i İmran, 110

 

[4]        .     2/Bakara, 185

 

[5]        .     Buhari, İlim, 11; Muslim, Cihad, 5

 

[6]        .     Buhari, İman, 29.

 

[7]        .     Muslim, Talak, 29.

 

[8]        .     25/Furkan, 67

 

[9]        .     Buhari, Nikah, 1; Muslim, Nikah, 5; Nesai, Nikah, 4.

 

[10]       .     5/Maide, 87

 

[11]       .     Ali el-Ka'ri, el-Mirkat, 1, 182-183

 

[12]       .     Buhari, İman, 32, Teheccüd, 18; Muslim, Musafirin, 221; Nesaî, Kıyamu'l- Leyl, 17; İman, 29.

 

[13]       .     Buhari, Teheccüd, 18; Muslim, Musafirin, 219; Ebu Davud, Tatavvu', 18; Nesaî, Kıyamu'l- Leyl, 17; İbni Mace, İkrime, 184.

 

[14]       .     Buhari

 

[15]       .     Buhari

Bu Sayfayı Paylaş :